"Kaplumbağalar da uçar!"

"Ev sanki geçmiş yüzyıllara uzanan büyük, suskun bir ailenin üyeleriyle dolu. Orada, ikinci kişiliğimle yaşıyorum ve yaşamı geniş anlamıyla, bir var olan bir yok olan bir şey olarak algılıyorum."

-Carl Gustav Jung-

20101224

"Beni öp ki kendimi öpeyim"

 "Ben tekim, bir taneyim, biriciğim" anlamına gelecek, aslında kişinin böyle söylediğini bile fark etmediği, bir şeyler dendiğinde sanki kişi aynanın karşısına geçmiş yüzünü - saçını itinayla okuşuyormuş hissi veriyor bana. Hani bıraksan aynayı öpecek, kendisine sarılacak falan ! Bunu bir de başkasını seviyor görünüp başkası tarafından seviliyor olmayı bu hisle bağdaştıranlar var ki tam bir kaos. Sevmeyi, ilgi göstermeyi ezberledikleri senaryo kitaplarını günyüzüne çıkarıyor, yaşla birlikte artık o kitaba ihtiyaç duymadan hissettiriyorlar en gerçek olmayanı. Mevzuuyla alakalı ama ayrıca da düşünülmesi gerektiğine inandığım bir şey:

-- sahte tanrılar yaratarak tanrıcılık oynamayın. bir sevginin, oluşumum, katışımın ardına arkasına gizlenip küçük küçük tanrılarınızı sokağa salmayın. o parçalar koca bir bütüne işaret ediyor ve o bütünü de çok insan aslında er ya da geç gayet de güzel görüyor...

Buradan hareketle "insan bazen  sadece düşünür"e geleceğim. Gayet güzel görüyor dedik ya, gördüklerini yorması kafasına vurulması sonrası olduğunu bildiğim gibi, şunu da biliyorum ki, görmesine rağmen yine de kafasına vurunca bir daha görmemeyi oluşturması ancak mümkün... Deneyim, bazen "sadece düşündüklerimizi" hayata geçirmemiz için şart! Kafamıza vuran yine biz oluyoruz, herkes aslında .

Bazen yaptığım özeleştrilerden önce bir genel durumu eleştirir buluyorum kendimi. Dikkat, sesli özeleştiriden önce. Karşımdakiler "e sen de öylesin, kendin söyledin" dediklerinde benim de içten içe "e sen de öylesin" demeye çalıştığımı farkına varmıyorlar. Daha ne diyim?

Aman diyorum dostlar sessiz olun, bu "genel" çok vahim bir şey. herkes orada da, ısrarla yok orada değiliz dediğimiz için bu kadar çok cümle dilimizde, sokaklarda, dimağımızda, kitaplarımızda.. onlar olmasa ne yapardık tanrı aşkına!

 Herkes birinin karşısına geçip aynaya bakmışçasına kendini mi okşayacaktı da, sevdiğinin de kendini okşadığını bilmeyecekti ne olacaktı! Bu yüzden sadece kadınlar ya da sadece erkekleri ilişki içerisinde eleştiren düşünürleri çok müphem buluyorum. (ilk aklıma gelen aşkın metafiziği- schpenhauer)

 Herkes önce kendisine aşkını bilecek(!), eleştirecek, sonra diğerini bilecek... "sonrası iyilik güzellik."

"Beni öp ki kendimi öpeyim" benzerinde bir replik vardı 99 francs filminde, işte bu adamı sevebilirim demiştim içten içe, sonra kendimden korkmuştum... (Herkes kendinde eksik olanı sever demişti, bak sen şu işe, yine schpenhauer...)

Kendimden korkmuştum, kendimden hep korkarım da, bence işte şimdi, şu anda gelsin bir ben kimim, neredeyim tangosu ve toplu bir dans showu...

Bakınız lütfen, kadınların topukları kıçlarına batıyor, erkeklerinse uzuvları...

E hadi o zaman hep bir ağızdan: biz düşelim de bu dans sürsün, sonsuzluk ve bir gün için! 





5 yorum:

Electrosm dedi ki...

Çok iyi,o içten içe konuşmaları ben de yapıyorum bazen karıdakiler ağızlarındakini tartmadan söylüyorlar.Zaten amaçları da çıksın ne çıkacaksa.Kitap tavsiye edeyim belki ilgilenebilirsin.Domingo yayınlarından çoluk çocuk-Patti Smith

Yasemin Şahin dedi ki...

Okumadım o kitabı, bir göz atacağım mutlaka, teşekkürler..

martifarabundo dedi ki...

İlişkinin algılanışı veya bireylerin birbirlerini sevmeleri, ihtiyaç dolaylı sevişgetirmeler, her ne zıkkımsa adı, ne kadar bayağlaşmış genellemeler içinde. Toplumun algılarının doğruluğunu veya hatalarını irdelemek falan da istemiyorum hayır. Mevzu temelinde çok çeşitlendiği halde tek bir sonuca varılması endişe yarat-tı bende-. Korkum yazın tekniği değil elbet, haşa ama sanırım hepimizin canını yakan bir bayağlaşma. Vasat veya sanatsal, özünde peh diye ahkamı bol insanları görecek olmak, göreceli bir dalgalanma şekli. Bu bölümün imi farklıydı oysa... Fikir için teşekkürler her kimsen...

Yasemin Şahin dedi ki...

Aynı şeyi farklı şekillerde pek çok yazımda söyledim. Bu uslübu artık son raddede kullandım diyebilirim.

Kimsenin anlamaması işin en kolay çıkış yolu olan daha yoğun anlatımlarım da oldu. Bu bir sonuçtur. Teşekkürler yorum için her kimsen...

Doğan Ömür dedi ki...

Sen delisin ama benim kadar değilsin. Ben deli taklidi yapan bir akıllıyım. Kimse deli taklidi yaptığını söyleyen bir akıllı kadar delirmiş olamaz. Akıllı taklidi yapan bir deli olmak vardı ya, onu becerebilen bir deli görsem, delireceğim...
Ne diyordum, daha bir şey demedim değil mi? Sevdim ve bir şeyi merak ettim. Aynada kendine sarıldığını zanneden biri, aynayı da yapan biri olduğunu, bilmez mi? Hadi ayna gibi değil, o doğanın bir ürünü deyip bir su birikintisine baksa, sonra da sarılmaya kalksa, o zaman ya düşer çamura saplanır ya da bunu da bir yaratan var derim ben ona ve tanrıya inanmasını öneririm. Zira neden denir bilmem ama bizim çocukluğumuzdan beri, "deliysen allaha yalvar" diye söylenir...
Biz düşsek de dans sürer elbet, yerde debelenmeye de dans diyebilirsek eğer... Bir gün, sonsuza kadar o yerin altında debelenecek zaten bedenimiz... Yer her oynadığında dans sürecek...

Yorum Gönder

Related Posts with Thumbnails
haberler haberler