"Kaplumbağalar da uçar!"

"Ev sanki geçmiş yüzyıllara uzanan büyük, suskun bir ailenin üyeleriyle dolu. Orada, ikinci kişiliğimle yaşıyorum ve yaşamı geniş anlamıyla, bir var olan bir yok olan bir şey olarak algılıyorum."

-Carl Gustav Jung-

20090609

Düşünkara 9. sayı yayında!



Sayı 9
Haziran-Temmuz 2009

Seyyah - Düşmek üzereyken yazdı. Bizi kendimize düşürdü mevsim yazdı!
Sert Sessiz Öğle Uykusu Riyası'nı paylaştı...
Ö. E. dolu dolu bir Son Kez dedi!
Kibritçi Kız serisi'nin 2. si geldi Malkavian'dan.
Yeni yazarımız Nazlı Karabıyıkoğlu küfretti gözlerini kaçırarak.
Pi filminin eleştirisi Bilal Tonga'dan geldi.
Nesil diyerek neslimizi tanımladı Şeymuşka..
Karanlık Bir Dünyada Bilimin Mum Işığı yazısıyla ilk kez bilim üzerine bir deneme yazısı paylaştı Mustafa Özkan.
Yeni yazarlarımızdan Yaren Düşünkara ile yolunu birleştirmeden ayırdı. "Yol Ayrımında" dedi..
Bir Metro Hikayesi ile Aynadaki Yansıma geri döndü aramıza..
Yağmur Güncesi Bir Konserden Erkek Manzaralrı!nı paylaştı..
Abi, Kardeş birlikte yazdı bu kez bilinçlenmeyen kalmadı.
Kitap tanıtımı Bir Yılbaşı Öyküsü Beytepe Kaplumbağası'ndan geldi..
Pazartesi Notları her zamanki yerini korudu.

ve Çizitema konusu "Yazmak"tı...Mert ve Cemal çizimlerini paylaştılar..
Bir sonraki Çİzitema konusu "GÖLGE"
Haberiniz olsun...


Ulaşabileceğiniz yerler:


Eylül Kafe(Konur2 Sok. 35/6)
Ankara Kültür Evi(Konur Sok Leman Kafe altında kalıyor)
Araf Kafe(Leman Kafenin karşısı 4.kat)
Ardıç Kitabevi(Turhan Kİtabevi üstü)
Turhan Kitabevi


20090603

Nefretimden İnsan Manzaraları

Bugün yine her zamanki durgun günlerimden biriydi. Güne gece gördüğüm kâbusun etkisiyle yine gergin başlamıştım. Sabah saatleri o kadar gergin olunca öğleye doğru sinir okları fırlatmaya başlıyorum. Bir iki küfür ettikten sonra akşama durulmuş oluyorum. Durgunluk geceye dek sürüyor. Kötü şansa bak annemi de hep akşam ya da gece eve gidince görüyorum. Bizim kız yine depresyonda, yine çok durgun diyor bugünlerde.

Durgunlaşınca düşünüyorum tüm günümü. Bugün kimlere şaşırıp, kimlere kızıp, güldüğümü. Hele de günün sonunda yalnızsam değmeyin bu keyfe. Sabah beni dolmuşuna sırf öğrenci olduğumu fark edip parayı eksik vereceğim diye almayan amcama savuruyorum evvelinde. Sonra o amcam eve gidip çocuğuna sarılıyor. Seni seviyorum falan diyor. Çocuk mutlu, babası iş güç sahibi bir insan neticede. Otobüs kartı alırken bana öğrenci kimliğimi soran bir diğer amcama ben yine küfrediyorum sonra. “Sanki ben öğrenci bandrol parası verince beni dolmuşlarına alıyorlar” demek istiyorum. Susuyorum. Akşamında küfrettiğim biletçi amcama yolda giderken dolmuş çarptığını hayal ediyorum. Beni almak üzere dursaymış olmayacakmış o kaza. Dolmuşçu tüm gün kat ettiği yolu bir iki dakika daha geç kat edip o adamı ezilmeden karşıya geçmesine izin verecekmiş. Durgunlaşıyorum haberi alınca. Üzülüyorum. Evvelsi gün terk ettiğim adamın şu an benim fotoğrafıma bakıp ağladığını düşlüyorum. Onunla ayrılmaya kararlıyken ki umursamazlığımı hatırlıyorum. Hırs ve sinirimle yıktığım duvarlarımızı. O duvarların önünde onu yeniden kurmak üzere yalnız bıraktığımı. Ağlayan bir genç görüyorum ertesi gün yürürken. Diyorum “bunu da mı terk etmişler?”. Gözyaşlarının soğukluğunu içimde hissediyorum. Benim nefesim tükenecek sanki. Ben mi ağlıyorum? Kenar mahalle delikanlısının laf attığı kızın mini eteğine takılıyor sonra gözüm. Belinde eteğini kıvırdığına dair izleri görünce annesinin ona attığı terliğin morluk izi eteğin altında kalıyor. Gülümsüyor bizim delikanlı, sonra yere tükürüyor. Göleğinin üç düğmesi açık saçlar tıraşlı, ayağında Convers bozması beyaz bir ayakkabı, elinde telefonu işaret ediyor sanki birazcık daha ilgi görse yanaşıp numarasını isteyebilir. Kızın bacağını okşarken morluğu acıtabilir, kızın sesi sadece bacak arasına doğru yol aldığında çıkabilir. Bazen çıkmayadabilir. Üç düğmesi açık delikanlının kenar mahalleden olduğunu yalanlıyorum şimdi. Asker izni almış diğer arkadaşlarının kızın diğer mini etek çeşitlemelerini keserken düşlüyorum. Hepsinin hayali akşam göreve döndüklerinde anlatacak bir öykü tutturmakmış anlıyorum. Morluk dışında her şeyi anlatıyorlar. Sesi çıkan kız var çıkmayanı da var. Askeriyedeki kedinin de kuyruğu kopmuş. Poposuna tekme atanı da çokmuş. Kuyruksuz zavallı kendini yanlış yerde doğurtmuş. Erin biri ona tekme atarken sabahki kızı anımsamış. Kuyruksuz kediye attığı tekme anında çıkan çığlık kızın mor bacağına dokunduğunda çıkanla aynı tonda çıkmış. Yürürken hamile bir bayan görüyorum, karnında çocuğu oldukça belirginken yolda gördüğü bir simsiyah kedinin ona zarar vereceğini düşünüyor. O aslında çocuk kendi karnında olduğu müddetçe ona her ne zarar gelirse kendinden geleceğini düşünüyor. Okşuyor karnını kaçırıyor gözlerini baktığı yerden şişkinliği iniyor birden, meğer henüz öğrenmiş eşinin çocuk istediğini, prova yapıyormuş. Vazgeçti, istemiyor artık. Yani umarım.

Hali hazırda durağanlaşmış ve etrafı seyrededururken birilerinin benim yazdıklarımı okuduğunu hayal ediyorum. Bir iki hafta önce siyah bir kedi de görmüş, beyaz Coverse’i hiç sevmez çabuk kirlenirmiş, mini etekli liseli hatun bulduğunda o da bakarmış ama asker değilmiş, kızın bacağını morartan anne komşusu Pakize Hanım Teyze olabilirmiş, “geçenlerde de bu öğrencilere niye bileti ucuz veriyorlar ki, vermesinler” diye düşünmüş, sonra da dolmuş çarpacakmış bir gün ölmüş.

06.05.09
Eylül
Related Posts with Thumbnails
haberler haberler