"Kaplumbağalar da uçar!"

"Ev sanki geçmiş yüzyıllara uzanan büyük, suskun bir ailenin üyeleriyle dolu. Orada, ikinci kişiliğimle yaşıyorum ve yaşamı geniş anlamıyla, bir var olan bir yok olan bir şey olarak algılıyorum."

-Carl Gustav Jung-

20080907

Dilekler Zamanı (Zeit Der Wünsche)(2005)



Yönetmen: Rolf Schübel

Oyuncular: Erhan Emre

Lale Yavaş

Şükriye Dönmez

Tim Seyfi

Hilmi Sözer

İdil Üner



Bugün Türkiye’de yaşayan pek çoğumuzun anne veya baba tarafından akrabaları “gurbet” memleket olan Almanya’da. Türklere belli bir dönem kolaylıkla çalışma hakkı sağlayan Almanya, “taşı toprağı altın İstanbul”dan daha cazipti 1960lı yıllarda. Almanların kendi çalışmadıkları işlerde Türkleri çalıştırmak istemeleri söz konusu idi. Ve o günün şartlarıyla bugünün şartlarının değişmeyen ilkesi olarak Alman Mark’ı(Euro), Türk Lirasından kat kat daha değerli oluşu dikkatini çekiyordu Türklerin.



Dilekler Zamanı(Zeit Der Winsche) da Almaya’ya giden ilk Türklerin neslini konu almaktadır. Önce erkek işçi sonra kadın işçi alımı yapılan ülkeye gidiş serüveni anlatılmaktadır. Karar verme aşamalarındaki etken faktörü ve geride bıraktıkları memleketlerine rağmen kültürlerine çoğu zaman bağlı nesilden doğmuş çocukların o kültüre aşina olamamaları ve kuşak çatışmalarının, kendi kültürünün içinde olmayan bir nesille daha da belirginleşmesi.

Bir kere şunu kabul etmek gerekir ki, yurtdışında bir Türk anne baba olmak ve Türk kültürünü yaşatarak değil kurgulayarak öğrenen bir çocuğa sahip olmak ve bir şeyleri dengede tutmak çok zor.



Ben çok iyi anımsıyorum benden beş yaş küçük kuzenim Almanya’dan her Türkiye’ye izine gelişinde ilgi alanlarını, konuşma şeklini, giyim tarzını vs. değiştirirdi. İlk aşamada sadece Almanca konuşup Slipknot tişörtü giyerek, zincir özlü kolyeler takardı. Sonra yarı Türkçe yarı Almanca ile idare edip, Havana’da ettiği dansları ve Mahsun Kırmızıgül’e, Burak Kut’a hayranlığını dile getirirdi. Bir başka sene de folklore yazıldığını, Sabahat Akkiraz’ın konserine gitmenin en büyük hayali olduğunu söyledi. En son geçen yıl gördüğümde büyük tokalı parlak kemerle tamamladığı simsiyah( zayıf gösteriyor) ve daracık kıyafetlerini şıkıdım çantası ile tamamlayıp, saçlarını nasıl ütülediğini anlatıyor ve Demet Akalın’ın yeni albümünü nasıl bulduğumu sordu. Ve tıpkı Türkiye’den bakınca gördüğümüz “kokoş” oldu. Dili Türkçe değildi ama eminim Almanca‘da değildi! Türkiye’de bu bunalımların hiçbiri yaşanmadan en son hal alınabilir. Ordakilerin zorluğu hepsini bir arada yaşayıp bir şeyler oturtmaya çalışmaları sanırım…



Ben burada kuzenimi suçlamıyorum kesinlikle. Öylesi bir kültür yozluğu içinde bu kadar hızlı değişimine şahit olmak işten değil diyorum. Yurtdışında çocuk yetiştirmek ve o çocuğa “Türk” diyebilmek çok önemli bence. İmitasyon gibi duruyorlar orada. Ne tam anlamıyla Alman ne de tam anlamıyla Türkler. Ama bir isimleri var onların “Almancı”…





Aslında filmin genel ekseni bir çocuk üzerinden kesinlikle gelişmiyor. Ne mutlu ki yönetmen; bir anne, baba, çocuk ve daha çok iki sevgili üzerinden (Melike ile Mustafa) senaryoyu oturtmuş ve genel bir bakış veriyor. Belki pek çoğu bildiğimiz şeyler olsa da yönetmen yinede de sevdirmeyi başarıyor bir şekilde. Böyle bir gerçeğin var odluğunu biliyoruz neticede. Düşündürdüğü noktalar boğazımızda düğümleniyor. Mektup yoluyla da olsa bir sevgi nasıl anlam bulabiliyor. Hele de bir akrabanız varsa gurbette. İşte o noktada empati had safhaya ulaşıyor.





Film bir Alman yönetmen olan Rolf Schübel’in elinden, Türk senarist Tevfik Başer ve Türk oyuncularıyla çıkıyor. Aslında bu bir TV filmi. Yönetmen hedef kitlesini Alman izleyiciler seçmek üzere iki bölümden oluşan bir film kurgulamış. Neden hedef kitlesi Alman izleyiciler derseniz, filmlerindekilerin hepsi Almanca konuşuyor. Bu aslında çok saçma bir tercih. Türkiye’de bir Anadolu köyünde başlayan filmde çoluk çocuk, genci yaşlısı herkesin Almanca konuştuğunu düşünün. Ve Almanya’ya gidiş sürecinde ve sonra hiçbir Almanla sıkıntı çekmeden konuştuklarını düşünün. Bu filmdeki tek sinir bozuculuk ve saçmalık olarak nitelenebilir.



Diğer yönüyle film sizi alıp götürüyor. İki metaforu olan “dilek ağacı” ve “salıncak” la birlikte bir dilek de siz tutmak istiyor ve salıncaktan atlayan olmayı diliyorsunuz. Ayrıca belirtmeliyim ki Lale Yavaş ile Hatırla Sevgili dizisinden sonra ikinci kez karşılaştım. Ve bu sayede pek çok yabancı filmde de yer almış bir Türk oyuncu olduğunu öğrendim. Bu kadını daha fazla kaliteli yapımda görmeyi gerçekten isterim.



İzleyin derim, Tospağa iyiki tavsiye etmiş diyeceksiniz…

0 yorum:

Yorum Gönder

Related Posts with Thumbnails
haberler haberler