20220623

bir kadının hayatından 24 saat - stefan zweig

Benim için Stefan Zweig okumak; çok fazla acele etmeden, tutulmadan, seneler sonra keşke hiç okumamış olsaydım da yeni keşfetseydim dediğim yazarların arasındadır. Bir hayranlık ya da bir an evvel tüketme hali de değil. Zaman zaman okumadığım bir kitabını daha alıp belki uzunca süre bekletip bir anda o kitabı elime almam gibi... 

Bir kadının hayatından 24 saat'i okurken de bu tadı yine hatırladım. Oldukça keyifle ve acele etmeden okumama rağmen büyük bir bölümünün yine bir yolculuğa denk gelmesi çok iyiydi. Kadın karakterlerinin kendine ait bir oda fikriyle hayatlarında sadece kendilerini düşünerek verdikleri kararlar, üzerine almaları beklenen sorumluluklar genel ahlak yargılarıyla bütünlenince iki kat yük getirdiği kesin. Sadece cinsiyetinden ötürü bir kendini eksik, yanlış hissetme hali bu novellada da çok iyi aktarılmış. Sadece 24 saat... Hayatı boyunca sadece 24 saatini kendini özgür hissederek geçiren kadının hayatı boyunca unutamayacağı bir 24saate dönüştüren kurgusu... Ve bunu bir başka kadının o özgürlüğü yaşadığı anı anlayabildiğini düşündüğü birine açması...

 O kadar yalnız bırakılıyoruz ki bazen konuşabildiğimizi bile düşündüğümüz kimselerle aslında hiçbir şey paylaşmıyor oluşumuz bu dünyanın gerçeği... Bazen sadece hiç tanımadığımız birine anlatmak ihtiyacı ise acaba başka nasıl anlatılırdı ki...

20220622

bu bir günlük değildir - zygmunt bauman

Kitap gerçekten de bir günlük değil. Günlük olmasını düşündürecek tek şey 2010-2011 yılları arasında yazıldığına dair ay-tarih ibarelerinin olması. Bunun dışında anlatım ve değiniler deneme tadında. Zygmunt Bauman'ın Saramago'ya sıklıkla yaptığı atıflarla ilerliyor. Benim açımdan zamana yayarak okuduğum; kimi zaman politik atmosferde ilerleyen, kimi zaman alıntılarla akan, bazen de hoş bir felsefi tartışmaya dönüşen farklı farklı kafalar yaşayan bir adamla konuşmalar yapmak gibiydi.

küçük feministin kitabı - sassa buregren

Güldünya Yayınları'nın birbirinden güzel kitaplarından sadece biri..Asi Kızlara Uykudan önce hikayeler gibi insanı okudukça umutlandıran bir kitap. Alıp hediye ettiğim ve edeceğim türden.. Küçük çocuklara feminizme hayatın "doğal görünen" akışında neden ihtiyaç duyduğumuz tiyolarla anlatan, çözüm önerisi sunan ve bir küçük farkındalık yaratmaya çalışan, geçmişten verdiği belirleyici örneklerle de akıllarda kalmasını sağlayan bir kurgusu var.

edepsizlik, anarşi ve gerçeklik - crispin sartwell

Crispin Sartwell nasıl büyük bir başarı ile beni kitabın etrafında dönenip dururken hayatımın tüm dalgalarından kıyıya vurup atmak istediğim sularına varmamı sağlıyor anlayabilmiş değilim. Yakın zamanda bu benim için bir başka özel kalacak kitabını daha uzun yazacağım...

eylembilm - oğuz atay

Oğuz Atay’ın tamamlayamadığı bu romanı ölümünden hemen önceki tüm canlılığını taşıyor. Sanki kendini anlatmış gibi bir akademisyen Server Gözbudak… Altay Gürbüz’ün son sözü inanılmaz etkileyiciydi. Son anlarını okurken gözlerim dolu dolu oldu. O yarım kalmış roman resmen içime oturdu. Hayatta yapmak isteyip de yarım bıraktıklarım hala yaşıyorken bana dert oldu. Cevat Çapan artık önsöz yazmasın diye de bir yandan bağırmak istedim bu kitapta da. Sanki aptalmışız gibi her şeyi detaylandırması hiç hoşuma gitmedi.

sıfır noktasındaki kadın - nawal el saadawi

Mısırlı bir feminist olan yazarın idamı bekleyen bir kadın ile yaptığı görüşmeden sonra kaleme aldığı bir roman. Kitap gerçek bir hikayeye dayandığı ve yazarın da Firdevs'in dilinden anlatımı tercih etmesi üzerine otobiyografi okuyormuş hissine kapılıyorsunuz. Çocuk yaşta evlendirilmiş okumak isteyen ama bir türlü hayatını kendi istekleri doğrultusunda yönlendiremeyen bir kadın Firdevs... Seneler sonra Hbaşka çıkış yolu olmadığı için hayatını seks işçiliği ile sürdürmek istemesi ama erkek egemenliğinin onun peşini asla bırakmaması, yaptığı işe sahip çıkmaya çalışan bir pezevenkle mücadelesi ile devam ediyor. Kendini özgür hissetmek için çabaladığı her an başka bir problemle boğuşuyor... Oldukça etkileyici ve sadece hayatını kendi tercihleriyle tek başına yaşamak istediği için idama mahkum edilen bir kadının hikayesi...

hayatım - marc chagall

Sürrealist ressam Marc Chagall hiç bıkmadan seveceğim, renklerine mi tablolarındaki insanların uçuşuna mı kapılacağımı şaşırdığım benim için ayrı bir kefeye koyduğum nadide insanlardandır. Bu kitabı da hayatının üçte birini kapsayan bir otobiyografisi. Ben ki biyografi okumayı sevmediğimden mektup ve otobiyografileri daha çok önemsiyorum. 35 yaşındayken yazdığı bu kitapta onun çocukluğunu kendi dilinden dinlemek inanılmaz heyecan vericiydi. Belki sürrealizm söz konusu olunca biraz daha otomatik yazım beklemiş olabilirim ama böyle de güzeldi.. Renkli basımla kitapta sözü geçen resimleri ekleyebilselerdi daha keyifli bir baskı olabilirdi. Sonuç olarak, ben Marc Chagall'ı sevdiğim için kitabı sevdiğimi düşünüyorum sizi bilmem.

katip bartleby - herman melville

Katip Bartleby çok sık duyduğum ama okumayı hep ertelediğim bir kitaptı. Bu kadar ertelediğim kitaplarda hep bir "geç kalınmış okuma" hissi baskın çıkardı ama bu kitap öyle değil.. Buna çok sevinmekle beraber yine bir  yolculuğuma eşlik eden kitap oldu. Çok kısa sürede Bartleby'i mi anlamak isyeyeceğimizi, yoksa Bartleby'nin davranışlarını bir sorun olarak gören insanları mı dert etmemiz gerektiğini henüz çözemiyorsunuz. Sizi diğer insanlara doğru iten kurgusu kitabın sonunda Bartleby ile başbaşa kaldığınız ana dek renk vermiyor. Benim için hep çok özel bir kitap olarak kalacak.

yıkmak diyor bir kadın - marguerite duras

Okurken filme yazarı uyarlanmış olması çok yerinde diye düşündüm.. Hafif hafif esen bir Adrasan rüzgarı yüzüme vururken ve tam da doğum günümde tüm gün dalıp gittim. Yıkmak diyor bir kadın... çok bir şey beklemiyorum hiçbir zaman Marguerite Duras'tan, o da bana çok bir şey vermiyor. öyle güzel anlaşıyoruz işte, daha ne olsun...

kütüphanede sahibinden anı ve öyküler - editör : bülent yılmaz

Meslektaşlarımın anılarını okumak; onlarla mesleğimiz üzerine gerçekleştirdiğimiz sohbetler gibi samimiyetini içinde barındırıyordu. Anı ve hikayelerin çoğu, günlük bir dil kullanılarak mesleğimizi öne çıkarmak üzerinden ilerlediği için edebi bir beklentiniz olmaması gerekiyor. Hal böyle olunca adapte olmakta başlangıçta zorlansanız da özellikle benim gibi mesleğin içerisinden biri iseniz kitabın sizi etkilediği noktalar farklılaşıyor. Kimi zaman hüzün, kimi zaman gülümseme ve kimi zaman da bu hikaye, diyalog, hayıflanma çok tanıdık dediğiniz bir seyir halini alıyor. 

İçerisinde benim de bir hikayemin olduğu kitapta, meslektaşlarımla birlikte bir kitaba katkıda bulunmak ve mesleki tarihimize bir not düşmek çok anlamlıydı. Kitap için emek veren, bizi sadece okul yıllarımızda değil meslek yaşamımızda da yalnız bırakmayan Değerli Hocam Bülent Yılmaz'a ve tüm katkıda bulunanlara teşekkür ediyorum.

varoluşçuluk - sartre

Varoluşçuluğun temel ilkelerini, tanımını, yanlış anlaşılmasına varana kadar özet ve kısaca anlatan bir kitap. İyi bir başlangıç kitabı olduğu kesindi, önce Bulantı'yı okumamış olsaydım tabii :)
Not: Kaynakçaya dikkat!

bebequin - carl einstein

1915'te yayımlanan bir romandır Bebuquin. Avangart bir sanatçı olan Carl Einstein'ın ilk ve tek romanı olma özelliğine sahip. Bildiğimiz roman formunun dışında, diyaloglarla örülü bir dada metni denilebilir.
Eğer başarabilirseniz size ezberletilen roman kalıplarınızdan vazgeçip, güzel bir zihin akışıyla yolculuk yapabilirsiniz. Hiçlik, gerçek-dışı algısı ile kendisi ve kendisi dışındaki dünya arasında gitgeller yaşatacak, bu sebeple de sizi kurgudan atıp yeniden ve hep oraya dönmek istemenize sebep olacak kadar da cezbedici bir roman olacak.

Söylemeden edemeyeceğim, Encore'nin kıyıda köşede kalmış bu tür metinleri yayınlamasına bayılıyorum. 



"Şimdiye kadar dinî olan her şey olgulardan dolayı groteskleşti, ya da bunun tam tersi oldu. Belki de, şeylerin
bir araya gelmemesinin nedeni yaratıcı sürecin hiç sona ermemesi içindir. Tanrı fantastiktir; tüm bastırılmış ve
dilsiz kalmış duyarlılıklar konuşmak istiyor. Hep aynı seçenekler olmasına karşı inatla direniyoruz; dünya, bizim için kendisini dönüştürmek zorunda.”s.91 "Tanrım, bir şey söylememe izin ver,
Kendimden yaratıldım ben.
Bak bana, bir amacım ben; bırak kendi başıma bir şey yapayım, izin ver bir mucize gerçekleştireyim.
Ey, dönüşümün gecesi, bu bedeni unutabileceğim o yere ne zaman geleceksin, evet, onu fırlatıp atacağım ve o zaman şeylerin başka bir anlamı olacak; farklı olacaklar. Bağlantılar kendi kendilerine yetecek ve parçalar konuşmaya başlayacak. Asıl dönüşüm çözülmedir ve umarım benim de başlangıcım o olur."sy.98 

otranto şatosu - horace walpole

1717 ve 1797 yılları arasında yaşamış Horace Walpole'un gotik akımın ilk yapıtı olarak adlandırılan bu romanı; o bu türde neyi görsem benzettiğim ve Edgar Allan Poe öykülerini çağrıştırmıyor değil. Lanetlenmiş bir kadın, ailesinin saygısını bir soysuz olsa da asla yitirmeyeceği ortadadır. Onun ve çocuklarının başına gelenler, eşinin sadakati, aşkın önüne geçen soy sevgisinin anlatımı hakimdir tüm romanda. Oldukça garipsediğim tutumlar o dönemin aslında bir gerçeği belki de.. Ön sözde bunun gerçek olma ihtimalini vurguluyor, emin değiller tabii ki de...

rüyalar masallar mitler - erich fromm

Kitabın bazı kitap karakterlerini (Joseph K., Oidipus vb.) çözümlemesi hoştu. Onun dışında Lacan, Freud atıfları benim için çok tanıdıktı. Kendi cümlelerinden çok diğerleri ne diyor üzerine yoğunlaşmıştı. Bu açıkçası Erich Fromm'da çok da sık gördüğümüz bir tutum değil.

leylim leylim - ahmet arif'ten leyla erbil'e mektuplar

"Zihnin özel yaşamında hiçbir şey kesin, hiçbir şey sabit değildir."
Rosalind Coward

Bir aşk var ve o aşkın tarafları da sadece zihnin özel yaşamında aşık... İçselleştirilmiş ve su gibi bir ihtiyaca dönüşmüş bir yazma arzusu hissediyorsunuz Ahmet Arif'te. Belki de aşk her şeyi ama her şeyi konuşabildiğin yazabildiğin birinin olması...

Hani bazen nasıl tarif edeceğinizi bilemediğiniz sadece size ait olan güzellikler yok mudur hayatınızda? Genel tanımlara giremez, başkasının anlamasına gerek duymadığınız kadar güzeldir ya hissettikleriniz.

Ahmet Arif, Leyla Erbil'e mektuplar yazar. Durmadan yazar, birini gönderir diğerine başlar. Bazen cevap dahi beklemeden yazar... Cevap gelmeyince bazen kızar, bazen kıyamaz kızmaya bile kıyamaz. Söylediklerine üzülür. Düşün... düşün... üzülür.

Bir rüzgar eser de, o tatlı tatlı esen rüzgarın neyi alıp götüreceğini bilmeden esmesine kapılan bir yaprak vardır ortada. Durur takılmak ister bir başka yaprağa, direnir; ama sonra dayanamaz yine uçar gider, kapılır... Yani şimdi "rüzgar her şeyi alıp götürmeyecek" bunu biliyorsunuz da üstelik. Leyla bir yaprak. Ahmet de amaçsız rüzgar.

"Bekle dedi gitti 
ben beklemedim o da gelmedi 
ölüm gibi bir şey oldu
 ama kimse ölmedi..."
Özdemir Asaf

bence bu şiir de mektup kitabın sonsözü olabilirdi pekala.

erkekler - ayşe akaltun

Toplumsal cinsiyet konusuna ucundan kıyısından hassas bakabilen öykü yazarı ve oyuncular Ayşe Akaltun'un derlemesi ile anı/öykülerini bu kitapta toplamış. Bazı anlatımlar tamamen kurgu, bazıları "bir arkadaşın başına gelmiş", bazıları da otobiyografik ögeler içeriyordu. Her anlatımda esler vererek okudum o sebeple birileriyle bu konuda sohbet ediyormuş tadı aldım diyebilirim.

medea - seneca

Öncelikle kitabın tragedya bölümünü ayrı bir günde, notlar ve önsöz kısmını ayrı bir günde okuduğumu belirtmeliyim. Çevirmenin bu konuda hakkını vermek gerekir. Katıldığım bir söyleşide Medea mitinin birçok uyarlaması olduğunu bunlardan Euripides'in yazdığı Medea ilk kitap olup sonrasında da Seneca'nın kaleme aldığından bahsediyordu. Mitin aslında evlenirken ailesi ile kan davalık olan Medea'nın bir süre sonra evlendiği adam tarafından evden kovulması, başka biriyle aldatması, çocuklarını ona göstermemesi konu alınıyor. Medea ise türlü çıkış denemesine rağmen sonuç alamayınca çocuklarını ve kendisini öldürerek intikam alıyor. Mitin aslı bu hikaye olsa da Seneca çocukları öldürmüyor. Söyleşide geçen sene ReMedea isminde Türkiye'de bir oyun kurgulandığı ve oyunun çervçevesinin Medea'nın dilinden "siz beni neden anlayamıyor ve çocuklarını öldüren bir cani gibi görüyorsunuz" üzerinden ilerlediğinden bahsedildi. Bir kadının tüm hayatı elinden alınmışken tam da aslında tüm hayatının sadece bir erkek asla olmamasının altı yüzyıllardır çizilirken; ama ülkemizde yeni gündem olmuşken; üzerine çokca konuşulası bir tragedyadır Medea. Lars von Trier ve Pasolini'nin de Medea isminde birer filmi mevcut. Bu da dipnot olsun.

kumkurdu - asa lind

Kumkurdu bir çocuk kitabı olsa da Küçük Prens tadında büyüklere masallar lezzeti de yok değil. Yeğenine kitap alıp önce kendisi okuyan teyze modunda okudum:) bknz. #teyzeyimben :) 
Kısa kısa hikayelerin hepsi koca koca resimlerle bir başka kitap olacak kadar kıymetli ve eğitici/öğretici. 
Kumkurdu isminde (tilki olarak resmedilmiş ama bence tilki değil) bir hayali kahramanı var  Zackarinanın. onunla düşünüyor, sorunlardan sonuçlar çıkarıyor ve anne ve babası ile geçirdiği hayatın anlamını buluyor. 
Okurken ay aman bu konuya da girmeseydi dediğiniz her şey zihinde inanılmaz olumlu bir sonuç bırakıp ayrılıyor. 5 yaşına dek her güne bir öykü şeklinde okunabilir.

cinsiyet ve psikanaliz - sigmund freud

Freud’un belki de seneler önce okunması gereken bir kitabı. Freud’u, psikanalizi ve ondan sonra gelişen psikanaliz kuramlarını ve onun yanlışlanabilir terminolojisini bu kadar bildikten sonra okumak oldukça geç oldu benim için. Cinsel rolleri, bu rollerin içerisinde etken olan durumları açıklıyor. Ayrıca cinsel yönelimleri de “kendince” sebepleriyle ortaya koymuş. Çocuklukta başlayan cinsellik merakının kökeninin ve nasıl yönlendirilmesi gerektiğini yine kendince anlatmış. Pek sevemedim..

hayatın anlamı - terry eagleton

Hayatın anlamını bilmemenin hayatın anlamının bir parçasıdır. Ve bu tür soruları yanıtlamak yerine onları çözümlemeyi yerinde bulan Eagleton'dan bu bilmeme halini dinliyoruz. Dinliyoruz diyorum çünkü gerçekten konuşur gibi yazıyor yazar. Okuması o sebeple çok keyifli bir sohbete dönüşüyor. Wittgenstein, Shopenhauer, Aristoteles, Samuel Beckett ve daha nicelerinden farklı ama kısa kısa bakış açıları yakalayan yazar bu kafa yormasına bizleri de dahil ediyor ve hayatın anlamını bulmuş olsaydık yaşamıyor olurduk sorunsalına dek götürebiliyor. Kişisel tatminle çevrili, toplumsal çerçevesinden müzdarip, insanın dert edindiği haliyle ve olageldiği haliyle hayat, bir düşünme evreni aynı zamanda...

Eagleton'dan okuduğum ilk kitap. Hani, arada sırada Bauman okumak istememe, Eagleton da eklendi diyebilirim rahatlıkla. Kitap Fuarı'nda Ayrıntı Yayınları'nı talan ederken yeni çevrilmiş Bauman'larla bu kitabı keşfetmem tesadüf değildi demek ki :)

bir fındık kırma projesi - robin rinaldi

Evliliğini açık ilişkiye çevirmeyle başından geçenleri anlatan bir kadının günlük tarzında yazıları denilebilir. Ahlaken değil kesinlikle ama dili pek sarmadı açıkcası.

yeni duyarlılık kadına ve erkeğe dair - anais nin

1950'li yılların yeni duyarlılığı, yeni kadın-erkek profili çiziliyor. Kadını ikinci cins yapan olguları bir bir bırakan kadın, erkeği de buna teşvik etmeli ve çıkışsız bırakmalıdır diyor. Toplumsal cinsiyetin kurgusunda kişiler kendi farkındalıklarını oluşturmakla yükümlüdürler. Anais Nin, kadın hareketine katkım,psikolojik boyuttadır; politik değil diyor. Tüm kitabın ana ekseni de kadın psikolojisi üzerinden çiziliyor. Oldukça yararlı bir metin olduğuna inanıyorum. Anais Nin'i tanımak güzel, -sayfalar dolu günlüklerini basımını bulabilirlersem- okumak için sabırsızlanıyorum Yazmaya olan tutkusuna değindiği bölüm inanılmazdı. Kadın erkek ekseninden çıkıyor sonlara doğru, insanın duyarlılık merkezlerine değinilerde bulunuyor.

kanlı düğün - federico garcia lorca

Bir tiyatro metni olan Kanlı Düğün, Carlos Saura'nın elinden daha bir paha biçilemez gelmişti gözüme. Filmi ile kitabın bağdaşmadığı noktalar var sanıyorum ama çok nadir bu cümley kurmuşumdur : "filmi daha güzeldi"