"Kaplumbağalar da uçar!"

"Ev sanki geçmiş yüzyıllara uzanan büyük, suskun bir ailenin üyeleriyle dolu. Orada, ikinci kişiliğimle yaşıyorum ve yaşamı geniş anlamıyla, bir var olan bir yok olan bir şey olarak algılıyorum."

-Carl Gustav Jung-

20110730

Boş bir kahve kupası






Öylesine bir sabah, uyandığım tüm gecelerin yorgunluğu tek bir sabahta yine üzerimde diyorum. Manasızca geliyor artık bana uyanmak. Dinlenememiş bir bünye, olumlanamamış hayat, anlaşılmak için saatlerce düşünülecek bir ton rüya ve bir an evvel gece olsun arzusu yine içimde. Gece olsun ve o anlaşılamayanlara yenileri eklensin diye…

Oturuyorum masama, darmadağınık kağıtlar, notlar, defterler, daha çok da kitap ve yarısına dek okunup bırakılmış dergiler… Bilgisayar açık yine, dünden tanıdığım müzikler kulağımda. Ben daha play tuşuna basmadan çalmaya başlar ve bir müddet sonra henüz açmamış olduğumu fark edip açarım aynı ezgileri… Cevaplanacak on kadar e-posta vardır hesapta, masamın üzerinde bulduğum ilk kahve lekeli boş kağıda “cevap yaz bir ara” der, bırakırım.

Buraya kadar her şey her günkü gibi. Tek fark bugün bunlar oluyorken kahvem bitti! Boş bir kupaya uzanır gibi uzandım bugüne de ki kupa zaten boştu. Sağlam bir küfrettim içimden, çünkü ben sesli küfredemem. Ne vakit bitti bu kahve allah kahretsin nidalarımda allahı küçük harfle düşünerek çıkar ağzımdan. Sanki bugün yapabileceğim her şeyi yapmıştım ve bir kez daha farkında olmadan o son yudumu tadmışım, öyleyse günün geri kalanına gerek yok diyen bir sinir havli benimkisi, bilmem anlatabildim mi…

Hayatımda olan biten pek çok şeyin son olduğunu hissetmekten kaçmak mıdır bilmiyorum, hiç hissettirmeden bitti. Bittiği süre kadar bir süre benim toparlanmam için hep gerekti. Okul bitti, okul gerçekten bitti demek için zaman gerekliydi. Sevdiğim adam gitti, sevdiğim adam gerçekten gitti. Bu roman da bitti-ki bu roman aslında hala bitmedi. Bu hayat bence bitti, yahu dur hayat hiç biter mi?
Masamda neleri karıştırdığım, o esnada neleri okuduğumu, notlar aldığımı ya da düşündüğümü hiç mi hiç hatırlamıyorum. Çünkü bugün bence çoktan bitmişti. Yahu daha sabahında tükenmişti. Boş kahve kupası duruyor, hem de içtiğini bile anlamamışken, damağında tek bir kahve tadı dahi kalmamışken… Tekrar yapsan ilkine haksızlık olur. Bir romanı bitirdikten sonra ikinci kez okumak gibi, gerçi hayatında çok az kitap okuyanların hep tekrar tekrar okuyup tapındıkları romanları vardır; ama ben hep kahve içerim, çok az değildir ki. Şimdi bana sorsanız en güzeli sabah kahvesidir derim, ama bu sabah onu bile diyememek koyuyor anlıyor musunuz?

Belki bu boş kupayı saatlerce seyredebilirim ve size oradan boş olan bir durum öyküsü bile çıkarabilirim, buna inanmalısınız. Ama yapmayacağım gidip mutfağa bir şeyler atıştıracağım belki bir önceki kahveme ihanet edebilirsem bir kahve daha…

Boş kupa ile boş adımlar atarak salonu geçiyorum. Hiçbir şey düzgün görünmüyor. Mutfağa yaklaştıkça bardağa bakmaktan vazgeçiyorum ve tezgahta duran içine iki kaşık kahve atılmış kupa ve ocakta suyu kaynaya kaynaya bitmek üzere olan bir demlik! İşte şimdi diyorum o dün gece masamda unuttuğum kupa gerçekten bitti. Ve okkalı bir içilmemiş sabah kahvesiyle kocaman gün geceye itilmeye hazırdı benimle… İyi böyle…




10 mart 2011
görsel: the serpent's egg / ingmar bergman

20110704

Boşluğun içine bakarsan boşluk da senin içine bakar

Boşluğun içine bakarsan boşluk da senin içine bakar*.

Delilik ölmektir dedi. Delilik en anlamlı hiçlik. Hiçlik, sizin bindiğiniz gemilerden dönmemek ülkenize. Alıp başını gitmemiz bilmediğimiz yere, sonsuzluğa. Denize, nereye gittiğini bilmeden açılmanın adıdır delilik.

Ne deliler var, o denizlerden dönmediler şehrime. Ne deliler var, size sizin hiçliğiniz suretinde görünmedi diye, bana dediniz, “ona deli deme!”.

Eti kemiği yoktur denizlerin, eti kemiği sözdür delilerin.

Açıldık, sözde bir varoluş cepte. Lafını etmeyin siz de, alimallah size bize üç beş dalga getirsene diye.

Beni sarhoş eden dalgalardır misali, öldürdünüz bizi. Yanmış aklım, sizin yarım dünyanızda kaldı. Şimdi bıraktık biz bu karanlık sulara kendimizi. Delilikmiş, hiçlik ölmekmiş, denizmiş dönülmezmiş...

Düşün bak burası o denizde son nokta, ah bir de avuç avuç karası olmasa...

Boşluğun içine bakarsan boşluk da senin içine bakar.
Eğer boşluk, sen bakarsan boşluk içine bakarsın. Bakacağın boşluklar kendi boşluğundur.
Boş bakışların boş karşılıkları ve boş içimizin sizin boşluğunuzdaki yansıması.
En boş biziz lütfen kabul ediniz.



*Nietzsche aforizmasıdır.

**Michel Foucault, Deliliğin Tarihi kitabında delilerin bir hapishanesi olmadan evvel bir gemiyle denize açılarak hiçbir kara parçasına ulaşamamalarını, denizde kalmaları için gönderilmelerini anlatmış. Ve deliliği ölmek ve hiçlik ile ilişkilendirmiştir...

*** Bu yazı Düşünkara Fanzin 15. sayısında yayınlanmıştır.


Related Posts with Thumbnails
haberler haberler