"Kaplumbağalar da uçar!"

"Ev sanki geçmiş yüzyıllara uzanan büyük, suskun bir ailenin üyeleriyle dolu. Orada, ikinci kişiliğimle yaşıyorum ve yaşamı geniş anlamıyla, bir var olan bir yok olan bir şey olarak algılıyorum."

-Carl Gustav Jung-

20100113

“Aşk”ı üç kez yineleyip tek sonuca bağlayan film: DOLLS



Bebekler/Dolls (2002)


Director: 

Takeshi Kitano

Stars:

 Miho Kanno, Hidetoshi Nishijima and Tatsuya Mihashi




            İnsanın kendisine ve aslına uzaklığı hep bir insan kadardı. Bu insan bazen bizden ayrılan bir parçanın, bazen de ipleri eline geçirmiş başka insanların içinde anlamlanırdı.

            Bizden ayrılanlar zor olduğu kadar, çoğunlukla ulaşılamaz olarak gördüğümüz arayışın parçasıdırlar. Bu parçalardan biri de insanın hissettikleriyle adını koyduğu ve hepimizin de bir nebze aşina olduğu duygu olan aşkta yerini almaktadır. İnsanlar hep aynı şekilde âşık olamayacakları gibi aynı şekilde de aşık olduklarınıı hissetmezler. Aşk olgusunun bir tanımı, sıfatı, yaşanmışlığı -yani tecrübesi- yoktur. Kısacası, aşka aşina olmak imkânsızdır.

            Aşk, Kitano’nun Bebekler filminde bizi yine en olunmazlığıyla karşılamakta. Üç ayrı aşk öyküsüne tanık olduğumuz filmde dağılan rollerin aşkı anlatma ve yaşama serüveni oldukça ilgi çekicidir.

           Bunlardan biri daha iyi bir gelecek için ailesinin baskısıyla nişanlısını terk edip, patronunun kızıyla evlenmeye karar veren Matsumoto’nun hissettiğidir. Matsumoto düğün gününde, terk ettiği nişanlısı Sawako’nun intihar girişiminde bulunduğunu öğrenir. Bunun üzerine yaşadığı suçluluk duygusuyla hızla düğün evinden uzaklaşarak, hastaneye gider. Buraya kadar kendinizi nasıl bir filmin içerisinde bulduğunuzu anlayamayacak, oldukça basit görünen bu başlangıç anlatımından sonra filme dair hiçbir beklentiniz olmadan devam edeceksiniz. Tıpkı Sawako’nun da yaşadığı ayrılık şokunun etkisiyle hiçbir beklentisi olmayan, hafızasını yitirmiş bir insan, küçük çocuk gibi filmdeki yerini bulması gibi…

            Yaşadığı şok onun kelebek kadar narin duygularını incitmiş, eski Sawako’nun enerjisinden eser kalmamıştır. Bu aşktan Matsumoto kadar kolay vazgeçemeyeceği gün gibi ortadadır. Matsumoto’nun tek yapabileceği onu sarıp sarmalamak ve eski Sawako’yu aramaya çalışmaktır.

            Film Matsumoto’nun ve Sawako’nun ilişkilerini genel eksene yayarak ve daha baskın olmasını sağlayarak iki aşktan daha söz etmektedir.

            Bunlardan ikincisi seneler önce yaptığı yakuzalığın özel hayatı tanımaması sebebiyle “sevgilisi”ni parkta beklemeye terk eden bir adamınkidir. Yaşlanmasıyla birlikte sevgilisini kendisini hala aynı parkta bekleyen bu adam bambaşka bir kimlik ile onun karşısına çıkar ve sevdiği kadın onu bambaşka kimliği ile yeniden sevmeye hazırdır. Adam sevdiğinin onun için vazgeçmeyişine âşıktır.

            Diğeri ise hayranı olduğu bir kadın sanatçının geçirdiği kaza sonucu yüzünden aldığı yaralarla insan içine çıkmama kararına karşılık, o kadını görmek için gözlerini kaybetmeye razı olan bir adamın öyküsüdür. Kadın ona, onun için hayatındaki bir şeylerden vazgeçmeye bu denli hazır olmasına âşık olur.

            Üç ilişkinin de içinde yer alanlar kendilerini hep bir adım geriye götürecek yöntemi aşkları / hissettikleri pahasına tercih etmişlerdir. Atılan her adımın geri alınması her ne kadar imkansız görünse de bu adımlar onlara sevdiklerinin yanında olma şansını getirmiştir.


            Matsumoto ve Sawako’nun ilişkileri ise tüm bunların yanında, onların hayata birbirileriyle tutunmuş olmalarını ve koşullarını eşitlemiş olmaları ile karşı koyarak yol almaktadır. Bir zamanlar atılan geri ve ileri adımlar artık aynı çizgide durmuş ve birlikte yol hareket etmeyi getirmiştir. Biri diğerinden ne bir adım ötede ne de geride yer alır ilişkinin içinde. Yan yana ve doyurucu bir imgesel anlatımla birbirilerine kırmızı bir iple bağlı olan bu çift, yine aynı iple hayatın sonuna doğru yuvarlanmaktadırlar. Kaygı / süreç / beklenti türlerinde hiçbir şeyi tanımayan ve hayata hep aynı perspektiften bakan iki kişi… Ölümleri dahi eşit koşullarda olacak olan bu çiftimizi diğer iki çiftten ayıran en önemli noktada budur.

            Aşk, sevgi eğer bir tür bağlılıksa bu tam anlamıyla hayatta yerini bulmalıdır. Bunun anlatımı belki filmdeki karakterlerin tercih ettikleri şekilde “fedakarlık”sa da koşulları eşit, bağlılığı daim kılmak esas olmalıdır. Bu şekilde olması çoğu kez bir üst hissiyat olarak aşkı doğurmakta ve toplumsal profil gözetildiğinde pek de mümkün görünmemektedir. O yüzden gerçek hayatta bu çifte aşklarını kaybedenler eşlik ettiği gibi, filmde de onların temsili iki bebekle eşlik eden “insanlar” yerini alır.

            Kitano’nun Bebekler filminde imgesel karelere oldukça sık rastlanmaktadır. Renk kullanımları ise dikkat çekicidir. Bunun yanı sıra Matsumoto ve Sawako’yu temsil eden birer bebek ilk ve son karede oldukça çağrıştırıcı öge olarak film esnasında da gel - gitlerle ekrana yansır.

            Yazımın başlangıcında da söylediğim gibi insanın kendisine ve aslına uzaklığı hep bir insan kadardır. Matsumoto ve Sawako her ne kadar aralarındaki kendilerini çıkartıp tek insan olmaya çalışsalar da onlar başka insanların gözü önünde olmakla aslında uzaklığı hiçbir zaman kapatıp bu bütünü kalıcı kılmayı başaramayacaklardır. Fakat en azından bu hayatta aşklarıyla yalnız kalmayacak, bu aşkı hisseden iki tarafı da yine aşkın bağlılığı alıp götürecektir



            Filmin sonunda karede temsili bebekleri görürüz. Onları oynatacak insanları olmadan gülüşleri belirir. Onların artık yeryüzüyle bütün olmuş ve insanlarla mesafelerini sıfırlamışken özgür bıraktıkları bir ruhları vardır. Onların gidişine gülümseyen bu ruhlar, yine bir arada bulunarak, eşitlemeyi başardıkları ilişkiye gülümsemektedirler. Büyük bir keyifle…

            Neticede insanın ölümü de insansız olur. Matsumoto ve Sawako’nun bebekleri de kendilerini bir türlü bırakmayan insanlardan kurtuldukları için mutludurlar. Aşklarının da en daim kılındığı an da bu andır. İnsansız oldukları an. Ölümsüz aşkın bu tür bir vurgusuyla film noktalanır. Gerçekleşme olasılığı ise her yaşadığımız aşkın hep en güzeli olduğunu sandığımız bünyelerimize aşılanır. Bundan sonrası ruh mu yoksa insan kovalamaca serüveni midir, biz karar vereceğiz…





1 yorum:

Gece Kütüphanesi dedi ki...

Bu gece bir kez daha izledim bu muhteşem filmi. Bütün övgüleri hakediyor. Nefis bir sinemasal.

Yorum Gönder

Related Posts with Thumbnails
haberler haberler