"Kaplumbağalar da uçar!"

"Ev sanki geçmiş yüzyıllara uzanan büyük, suskun bir ailenin üyeleriyle dolu. Orada, ikinci kişiliğimle yaşıyorum ve yaşamı geniş anlamıyla, bir var olan bir yok olan bir şey olarak algılıyorum."

-Carl Gustav Jung-

20111022

Ben üflüyorum şehre sisi


Akşamüstünün tüm gün ışığını kucakladığı bir gün yine. Kucakları dolu dolu, içi tırmıklanan, geceyi söze boğan, tüm yorgunluğunu aydınlığa bırakıp umarsızca geceyi çağıran adamım yine. Yine yorgun.

Bir an önce açılmasından evvel bir an evvel kapanması ve içeride kalanın kendim olmasını istediğim kapılar var aklımda. Her kapanan kapı, içine kapatsa ve orada kalakalsa ya! Tüm gün kulaç açıp kıyıya ulaşmamak arzusu bu serdeki. Avuçlar kapıya yaklaştırılır ya hani,  gerçekten kapalı değil mi?...

Çıktığım kapılardan evime dönebilmek için her gün koşuyorum. Yorgunum. Her gün yorgun. Huzursuzum. Sağ gözüm seyiriyor. Elim, kalem tutmaz aklım ve nefes bile alışımdaki aceleciliğim size görünmez öyle mi! Ben diyorum, aslında burada değilim, sizin yanınızdaki ben değilim. Bu konuşan, kucaklaşan, uzaklaşan ben değil; bu sıkılan, bu monotonlaşan ve bu yaşayan ben değilim. Yüzüme görünsem gözüm inanmaz, söze gelsem kulaklarım duymaz. Yürüdükçe kendine koşan, koştukça durakalan; üç adım atıp ikinciyi unutan, yarım uykularında var olan tüm delileri saklayan, size görünmesin diye sürekli gözlerindeki fersizliği bir kırpıp bir açan benim.

Ellerim diyorum o kapıya bir değse, bir hissetsem kapandığını yüzüme, bir görsem gözlerimle. Mezar gibi... Ölüm gibi... İç çekiş gibi bu yaşam. Hep bir duracak, hep bir olacak var. Hem susacak, hem konuşacak ne çok şey var. Bir baş ağrıları nöbeti saklandı dün içime. Dediler ki bu şehir böyle. Ellerimi uzatıyorum şehrinize, içinden geçiyor bilmediklerim. Bildiklerim yüzüme... Yürüyeyim diyorum koşuyorum ardınıza. Savrulayım diyorum, her yan pek bir yokuş. Dağ, tepe, rüzgar ve en çok da sis. Sisler içinde bırakıyorum bazen şehri. Ben üflüyorum şehre sisi. Dönüş yolları hep bir kalabalık. Rüyam dilimin ucunda uyandığım uykularım içime akıyor. Ellerim diyorum sizi bende tutamıyor ama sizi itiyor. Yaslansa üzerime işte şimdi kocaman bir duvar onu bile itebilecek bir güçteyim. Avuçlarım kanayana dek  iterim. O kadar güçlüyüm aslında ya, içim karıncalanır benim bazen sadece. Olur ya biri görmek isterse diye bırakırım karıncaları avuçlarımın içinde...


film karesi: Un Chien Andalou



2 yorum:

Mukadder KIRMIZI dedi ki...

SİS
sevilerim suya dağılmış
maviye yansıyan gemi üzerinde
dönüyorum
ne bayaz ne okyanıs
düşleyebildiğim
hep sis
Mukader KIRMIZI (çok eski bir şiirim)
Demek sizdiniz Yasemin, şehre sisi üfleyen :)
Teşekkür ederim.

Yasemin Şahin dedi ki...

ben teşekkür ederim, sevgiler :)

Yorum Gönder

Related Posts with Thumbnails
haberler haberler