koku etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
koku etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20100724

The Fountain / Kaynak (2006)








Aşkı Kalıcı Kılmanın Yolları:Kaynağa Ulaş!


The Fountain

Yön:Darren Aronofsky


Hugh Jackman-Tomas/Tommy/Dr. Tom Creo


Rachel Weisz-Queen Isabel/Izzi Creo


Ellen Burstyn-Dr. Lillian Guzetti

“Bu yüzden yüce Tanrı Adem ve Havva’yı cennet bahçesinden kovdu ve “hayat ağacı” nı korumak için alevli bir kılıç yerleştirdi”


GENESIS 3:24






TAMAMLA!

Hayatın tam içinden geçiyorken bize bir şeylerin tamamlanması mesajı veriliyor.

Çünkü eksik olan o kadar çok şey varken bu eksikliklerin bir ölümle bütünlenmesi hatta ve hatta sona ermesi ihtimali bizi “kalıcı” olmasını istediğimize doğru, daha çok sürüklemekte ve bir SON görünürde var ise bu SON aslında hiç istenmemekte.


Öyleyse ne yapmalı.


Hayatın içinden geçene içimizden geçtiği gibi mi davranmalı.



Reddetmek ?


belki bi nebze gerekli. ama daha çok onu benimsemek, bir kabul edenle birlikte hayat ağacının kaynağını bulmaya çalışmak gerekli.


Kabul eden:


-KORKMUYORUM.


-Ama ben korkuyorum.


Kayıplar korkutur.



Kaybetmemek için yaralar alınır.


”Ölüm saygıyı öğrenmek için dehşetli bir yoldur”.


Ölüme saygı duymanın anlamı değildir boyun eğmek.


Ölüm değerli olan için çırpınmanın anlamını öğreten bir yoldur.


Ve ölüm; karşı karşıya olunanın saygıyla beklemesi gereken bir yolken; kayıp niteliğine bürünmüş olan ölüm, kaybı hisseden tarafından savaşılması gereken bir sonuçtur.

Her insana farklı bir haz farklı bir korku silsilesi yayan ölüm, kaynağa en yakın duran ve kaynağın bulunduğu vakit içinden geçilen ve bir geri dönüşü olmadığına inandırmakla kaybı hissedene TAMAMLA! ve buraya gel mesajını veren....

ama;


Bu mesajı alana dek süründüren, belki bi nebze yaşayanı “huzur”a kavuşturan


/çünkü o saygı duyan/


yoldur.

Bu yol hayatın içinden geçerken yanımızda.


Belki hayatın başılangıcında, sonunda…


Ama kaynağa daha yakın…

Hayatın her aşamasında düşünülmesi gereken soru:


Kaynak hayatın başında mı sonunda mı?

Kaynağı arayış aşamasında söylenecek söz:


ENDİŞELENME

HER ŞEY YOLUNA GİRECEK!!


................................


..................

Pekala seviyor.


Kaynağı bulmak aşamasında seviyor.


kaynağa yakın olanı seviyor.


Tamamlamasını isteyeni seviyor.


Öyleyse tartışmak gerekli sevenin yanında mı olmalı kaynağa yakın olmak için O’na uzak/yakın mı olmalı.


Onun için kaynağı aramalı. ama onsuz mu aramalı.


aklının her bir köşesinde onlayken maddi anlamda yanında olmamanın


cezası mıdır onu kaybetmek.


bunu mu düşünmeli yoksa o yokken de kaynağı bulmak yönünde arayışlara devam mı etmeli.

Peki ya o TAMAMLA demişse.


O istemişse oturup üzülmeli mi. Aklının her bir köşesi onu hayallere mi götürmeli yoksa bir acı gerçeklikle beraber “burada” mı kalmalı.


sindirmeli sindirirken mi tamamlamalı.


Hayır! kaçış değil bu hayal kurgusu.. asla değil.


sadece sevdiğine daha yakın olmayı arzulayan bir adamın hayatı unutuşu.


Tamamlamakta hem o.


hayat ağacına ulaşmayı arzulamakta.


Sevdiğine daha yakın durmayı arzulamakta belki bi


SON la.



O’na yakın olmak mı ne demek:


belki bir yüzüğü kaybetmek, ama onu sonsuza dek kazımayı istemek.


Her hayalin içerisinde sadece o kazınan “iz” in aynı olduğu, yoksa ölümün de sevginin de, hırs ve tutkunun da farklı bakış açılarıyla anlam bulduğu bi dünyaya dalmayı istemek.


o iz anlatmaktadır kimi düşlediğini o “iz” bize bunu öğretmelidir kimle hayale dalmak gerektiğini..

Ve sonra hissedilmelidir aşkın kaynağı aslında hepimize bir gün


“ihtiyaç” olacağı.



Hepimizi aramak için belki bu kadar çaba harcamayacağımız ama olmasını isteyeceğimiz bir kaynağın aslında var olduğunu bilmemiz gerekmektedir.


Çaba dediğin belki beyinde yeşillenmeli, belki de kalbin tam ortasında.


ama yeşillenmeli, toprağa karışmalı sonra,

bunun olacağını hep bilmeli.


gerekli olan saygıdır ve bunu O’na vermeli, bir gün yeşile bulanacağını herkes kabul etmeli!




Bu yazı 25/06/2007 tarihinde tarafımdan yazıldı.

20091203

Choke / Tıkanma filminin romanıyla kıyaslaması





Ben ısrarla söylüyorum romandan film yapmak çok iddialı bir iştir diye. Üstelik Chuck Palahniuk'un romanı Dövüş Kulübü gibi büyük bir işin hakkını vermiş adamlar varken ortada (bknz. David Fincher), bu hüsranı neden yaşatıyorsunuz izleyiciye..

Çok çok daha iyi bir oyuncu seçilerek ve daha karanlık bir atmosferle bu işin üstesinden gelinebilirdi. Ben kitabı okurken daha çok tiksinmiş ve merak etmiştim. Oyunculardan anne dışında hçbir karakter kitaptaki gibi karikatürize ve psikopat tipini yakalayamamış anneyi de ortada iğreti bırakmıştır. Geçişler oldukça başarısız olup, kitabı okurken merak ettiğim her şey filmle saçma sapan bir durağanlığa bürünmüştür.

Kitabın bir dönem Türkiye'de bile yasaklanmış bir yayın olmasını akılda tutarak izleyince, filmde yasaklanacak bir şey bulamadığımı da itiraf etmeliyim. Romana göre oldukça yetersiz cinsellik anlatımı mevcuttu.

İzleyecekseniz vazgeçip, kitabını okumanızı öneririm. Filme hiç el sürmeyin bence.