"Kaplumbağalar da uçar!"

"Ev sanki geçmiş yüzyıllara uzanan büyük, suskun bir ailenin üyeleriyle dolu. Orada, ikinci kişiliğimle yaşıyorum ve yaşamı geniş anlamıyla, bir var olan bir yok olan bir şey olarak algılıyorum."

-Carl Gustav Jung-

20100223

saçların ıslakken yediği rüzgâr



Sorabileceği soruların hepsini sormuştu. Onun açısından gerçekten çok fazla önem arz eden bir konuşma değildi bu. O yüzden belki de sorularını çabuk tüketmişti. Anlaması gereken biri yokmuş gibi davranıyordu karşısında. Bu tavırları sergilemeye daha fazla katlanamayacağını düşünüp hızla kalktı ahşap sandalyeden. Tek bir şey dahi söylemeden ve ilk kez birini onun yüzüne dahi bakmadan terk ediyordu. Hızlı adımlarla yol aldı. Kafenin kapısından çıkıp daha ilk adımını atar atmaz ayağı tökezlemişti. Bunun ona içeride bıraktığı adam tarafından takılan bir çelme olduğunu düşündü. Umursamadı, yoluna devam edecekti. Hızlı ve seri adımlarını çok yavaş yağan ama soğuğunu bir o kadar hızlıca hissettiren kara karşı attı. Paltosunu elinde taşıdığını ve henüz onu giymeye dahi yeltenmediğini o an anladı. Buz kesmiş elleriyle çok da fazla bir şey hissetmeden paltosunu giydi. Az önce kafeden çıkarken de hiçbir şey hissetmediğini düşünüyordu ve o masadan kalkarken de… Birdenbire ağlamaya başladı. Sanırım bu ağlamaktı. Boğazına doğru düğümlenen gözyaşları yutkundukça gözlerinden süzülüyordu. Soğuk havanın etkisi diye düşündü. Onu ağlatacak bir şey hissetmiyordu çünkü içinde. Kafasını yerden kaldırmadan yürüyor, sıcak nefesini sadece kendisinden daha aşağıya doğru serbest bırakabiliyordu. Hiç ama hiç kimsenin yüzüne bakacak kadar gücü yoktu çünkü. Otobüs durağına geldiğinde yaşlı kadınların onu her zamanki gibi süzdüklerini hissetti. Yine mi örgü atkısının modelini sormak için onlara bakmamı bekliyorlar lanet olsun diyordu içinden. O an atkısını ne zaman boynuna doladığını hatırlamadığını hissetti. Bu kafede bıraktığı adam ne zaman dolanmıştı hayatına peki? Ne zamandır oradaydı. Hala orada mıydı? Boşverdi. Annesine döndü. Belki de onu ilk defa bugün sevmediğini hissetmişti. Ona bu şeyleri örmekten vazgeçmeliydi. Kadının biri hele de o bakmazken sormaya yeltendi atkısının modelini. Sordu da. Yüzünde acı bir ifadeyle kadına baktı ve hızla bir sonraki durağa doğru yürümeye başladı. Tüm soğuk sanki yüzüne yapışmış, onu başka bir hayat katmanında eritiyordu. İçi ise yine buz kesmişti. Hareket ederken kemiklerinin sesini duyduğunu hayal ediyordu. Bu onun başka hiçbir şey hissetmemesine / düşünmemesine neden oluyordu. Öyleyse iyiydi. Buna gerçekten ihtiyacı vardı…

Aradan geçen o bir yıldan sonra o gün yaşadığı hiçbir şeyi anımsamıyordu tabii ki. Ne masada birlikte otururken terk ettiği adamı ne de içerisinde estirdiği o soğuk günü. Sakinlik ve umursarlıkla dolmuştu yine herkese karşı. Elinden geldiğince gülümsüyor ve annesini çok seviyordu. Tüm bunların hepsini hissiyat olarak var olduğu ama sözlü bir şekilde dile getirebileceği bir anının hiçbir şekilde olmadığını düşünüyordu şimdi. Evet bak hatırladı şimdi. İnsanı mutsuz edecek bir şey yokken bunu dillendirmek çokça vakit “iyiyim” lerden ibaretti. Bunu kendine olduğu gibi her şeyini iyi de, olsa kötü de olsa söylemesi gerektiğini biliyordu. Bu kendine kızmışlığıyla kalktı bir anda ahşap sandalyeden. Çok iyi tanıdığı kafe çalışanlarına tek bir şey dahi söylemeden yüzlerine dahi bakmadan çıkıyordu. Hızlı adımlarla yol aldı. Kafenin kapısından çıkıp daha ilk adımını atar atmaz ayağı tökezlemişti. Bunun ona içeride bıraktığı kendisi tarafından takılan bir çelme olduğunu düşündü. Ama umursamadan yoluna devam edemedi bir türlü. Belki de dakikalarca o noktaya ve içerideki kendine bakmayı sürdürebilirdi.. Hiçbir şey bilmiyor gibiydi kendine dair.. Tam bir boşluk, kocaman büyük bir boşluk.. İçerisine hapsolduğu sınırları olmayan büyük, kocaman bir boşluk… Bir soğuk hissetti. Saçları ıslakken yediği rüzgârın soğuğu gibiydi bu soğukluk, bir tek elleri üşümüyordu. Atkısını da beresini de almamıştı bugün yanına. Üşütüyordu hava çokça. Bilmiyordu. Tek bildiği gidemediğiydi. Durdu belki dakikalarca. O soğuk onu dondursa ve sonra bir su olup şehrin kanalizasyon mazgallarından içeri süzülse istedi. İstedi ve oldu. Sanki oldu. Bu kez oldu…

21 ocak 2010

2 yorum:

beenmaya dedi ki...

unutmak diye bir şey olmadığını düşündüm yazını okuduktan sonra. özneler değişse bile ki asıl özne kendimiz olduğumuz halde hep benzer şeyler yaşamamız birazda bu yüzden değil mi...

Yasemin Şahin dedi ki...

kesinlikle beenmaya... beni yine doğru anlamış olman artık şaşırtmıyor, mutlu ediyor...

Yorum Gönder

Related Posts with Thumbnails
haberler haberler