"Kaplumbağalar da uçar!"

"Ev sanki geçmiş yüzyıllara uzanan büyük, suskun bir ailenin üyeleriyle dolu. Orada, ikinci kişiliğimle yaşıyorum ve yaşamı geniş anlamıyla, bir var olan bir yok olan bir şey olarak algılıyorum."

-Carl Gustav Jung-

20100221

unuttular ve gitti



ben sana bakıyorum, sen benim acıyan yanıma dokunuyorsun. 
ben acımı senin dokunuşunda görüyorum, sen bakışımı acılarımın çokluğunda ...

"Bana sakın başkalarına anlattığın şeyleri anlatma." dedi kadın.

Ne söyleyeceğini şaşırmıştı bu kez yine. Diline dolanan tüm kelimeler aslında bir başka bütüne işaret ediyordu. Saçmalamaya başladı. Bu anlarda duraksayarak konuşur ve karşısındakinin yüzüne bakamazdı. Bir tek cümle söyleyebilmek için onlarca cümle kurması gerekliydi.

 “Bazen cidden çok sinirlerim bozuluyor. Bu kadar hissetmek de neyin nesidir? Neden bırakamaz ki insan kendisini. Neden tutmak zorunda merdivenleri çıkarken trabzanları? Bıraksak, yalpalasak belki ama emin olsak ya düşmeyeceğimizden? Trabzanlara yapışıp da tırnaklarımızı geçirmesek, tenimize sürtünen başka bir şey arzulamasak mesela.. Merdiven çıksak sadece. Basamaklar ayağımızın altındayken kendimizi zeminde hissetsek. Uçmayız herhalde, kanat yok hani nasılsa. Offf. Sinirim bozuluyor cidden bazen yahu. Nedir bu bunalımlar...”

Cümlelerinin boşlukta çok fazla yankılandığını tam da o an anladı. Bir şey duymalıydı, bir şey söylemeliydi karşısındaki adam. Soruya mı çevirmeliydi, off , ama neden ki? İlla ki soru mu olmalıydı konuşması için. Buna bari ihtiyaç duymayan biri olsaydı yahu.. İyi bakalım dedi ve yöneltti sorularını. Birkaç saniye yine boşluğa bakıp,

“Sahi yahu nedir ve peki ama neden?" dedi tam da yüzüne bakarak. Ne sorduğunu çok da fazla önemsemeden. Vurgu soruda değildi çünkü. Sonunda soru olması vurgunun soruda olduğu anlamına gelmezdi. Hani o kadar cümle kurmuştu gerçekten sadece soruya mı cevap verecekti o, yoksa cümlelerine mi merak ediyordu biraz da.

"Bana konuşmuyorsun." dedi adam. Gerçekten acılıydı sesi. Sanki biraz da kızgınlık vardı, neden bana konuşmuyorsun der gibiydi. Başka başka bir sürü şey de hissediyordu, görüyordu kadın hepsini. O “saçmalarken” olmuştu tüm bunlar. Bütün bunlara o sebep olmuştu işte. Şimdi izleyerek keyfini sürebilirdi. İçinde yeşerttiği ve onunla ilgili olmadığına inandırdığı bu saçmalığı gözleyebilirdi dakikalarca. Peki, şimdi ne yapacaktı? Gerçekten ne yapacaktı? Bu kızgınlıkla ne yapabilirdi? Kızgın olunca ne yapardı? Asıl önemlisi onun yüzünden kızgın olunca ona ne yapardı? Sana konuşuyorum diyerek doğru olanı diretebilirdi. Hiçbir şey söylemedi. Yüzündeki ifadeye bir korku ya da merak eklememeliydi? Yüzü hiçbir şey anlatmamalıydı adama -ki kızmak için daha fazla şey bulamasındı onda.

“Peki,” dedi “unutalım gitsin.”

“Tamam.” dedi adam. Çok şey görmüştü, çok şey anlamıştı belki de, çok şey de söylemek istiyordu ama unutalım gitsin işte tam da o anda öyle iyi geldi ki.

Unuttular ve gitti gerçekten de… Unuttukları şeyi ikisi de biliyordu da işte, giden neydi kimse bilmedi, bilemedi belki de.


0 yorum:

Yorum Gönder

Related Posts with Thumbnails
haberler haberler