kabuk kalkan olunca etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kabuk kalkan olunca etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20090901

Kabuklu Defter nerdesin?!


Bir okuyup on kusmak istiyorum sana.
Bir yaşayıp on küfretmek.
Dinlemeye dayanamayacak insanlardan kaçırmak istiyorum seni.
Sadece ikimizin olacağı anları toplamak istiyorum yamacıma.
Hepsine tek tek parçalanmak.
Her bir parçada ayrı bir beni bırakmak.
Sende bırakmak istiyorum kendimi.
Her şeyimi.
Herkesten saklanmak.
Bir sana sığınmak istiyorum Kabuklu.
O sensin misin Kabuklu..

Nerdesin?!

Söyle nerdesin?!
Sen gerçek misin?
Benimle misin?


resim: Birdy filminden

20090419

on üç





-BİR-


Dağılan kabukların paramparça yollara serpildiği bir an vardı. Etrafa saçılmış olan her bir kabuk parçası bir başkasının ayağına batıyordu.

-UZAK-

Yürüyorum. Uzun bir yolun en sol tarafındayım. Yakınlaşmak adına atılan her bir adımım daha bir uzağa götürüyor bedenimi.

-ÜÇ-

Hepimiz bir başka birimizin aracısıyız. Sen benim yolda yürümeyi öğrenmemin aracısısın. Ben senin beni bana benzetmenin.

-RİTÜEL-

Onun için hayatın saçma sapan bir ritüeli vardı. Yaşardık ve biterdi. Neydi telaşı? Sonunu bilmek başlangıcı yaşamamaktan yeğ miydi? Telaş yapmaya gerek yoktu. Ne de olsa yaşanacaktı.

-ÖPÜCÜK-

Ayağınına cısı yüreğini öpüyordu sanki. Yüreğine konan her bir dudak hamlesi tükürük bırakıyordu bedenine. Yayılıyordu. Yapışkan, saf, kokulu. Sarı belki. Kabuklara doğru aktı. Birleştireceğim sandı.

-ALTI-

Bedenimden uzaklaşıyordum. Bir vakit kabuğum bedenim olmuştu. Bedenimi mi değiştiriyordum. Bunu yaparken çok mu acıtıyordum? Çok mu acıtıyordum?

-NEFES-

Aracı çektim tekrar sola. Baktım ardıma. Geride kalan yol ileriyi işaret ediyordu aslında. Sarmaladım yola nefesimi. Bıraktım arabayı. Yürüdüm sonra.

-KARMAŞA-

Güneşimin kabuğumu eritip asfaltla bir bütün olduğunu hayal ettim. Artık kimsenin benden olan bir şeyle canının yanmayacağını.

-Ama ilk defasında yakmalıydı!

Hayır!

Güneşin kabukları ısıtıp sizin ayaklarınızı eritmesini hayal ettim. Hayal ettim ve oldu!

Evet, oldu!


-KİN-

Eriyecekti. pek çok şey eriyecekti. Düşünceler eriyecek, soğuyacak, tanıyacak, tanıtacaktı.

Tükürdüm yere. Saf, kokulu ve sarı.

-ON-

Sonra baktım güneşe. Dedim sana ne çok benziyor bu şey. Senin de kokun var mı?

Tükürdüğümü bile kuruttu densiz. Bir tokat savurdum güneşe. Düşmüşüm. Kanıyorum. Kırmızı.

Düşmüşüm.
Dönmüşüm.
Sonmuş.
Sonra solmuşum.

-GAYE-

Tokatımı geriye atmışım. Yüzümü kabuklu bataklığa düşürmüşüm. Kabuk deidğin güneşe selam durmuş sonra. Kurutmuş. Yapışmış. Dedim sen de mi? Bu muydu amacın?

-YOK-

Sana da söylemeliyim.
Ben yokum.
Ve artık kim var bilmiyorum.

-ON ÜÇ-

Bilmiyorum.

20080613

Telkin, telkin, telkin




Derin derin düşünürken ve fazla uzaklara yelken açmışken bir anlık düşüncedir bizi kıyıya getiren. "Karadeniz'de gemilerin mi battı?", dediğimiz pek çok insanı bile bizim o söyleyişimiz kurtarır ya hani o 'derin, dalgalı' sulardan. Kıyıya çekildiğimizi hani o söylenişle hisseder ve 'yoo' deriz ya. İşte öyle bir şey. Batan Karadeniz gemilerini karşındaki insan aracılığıyla çekersin kıyıya. Peki ya gemi kıyıda batmışsa. O zaman sen devreye girersin. Moral bozmamak, umudu yitirmemek vardır serde. Ama hiç de derine gitmeyecek düşünceler bile taşa toprağa bulanır kalır yanı başında. Bu çamurlu, boku püsür hayat her zaman kıyıda batan gemilerin meziyetidir. Bu hayatta ayakta kalmak da tek başına, tek tabanca, tek kabuk bizim maharetimiz kadar çekilesidir. Bunu bazen beklenti içine girip başkalarından bekleyince çekilmezdir. Dumuruyla birlikte dibe çökünce de berbat bir şeydir. Ergenlikle birlikte derin sularda boğuşmuş ve yorulmuş insanları kıyıda bekleyen bir kavga vardır. Kendini en çok güvende hissettiğin zaman bir anda çamurun, çaputun içinde bulursun kendini. Güvendiğin liman, aslında seni bir zamanlar derin Karadeniz sularından kurtaran postmodern kurtarıcılarla birlikte gemilerinizi sakladığınız limandır. Ordan bile yalnız başına denize açılmaya cesaret etmen gerekliliği yetmiyormuş gibi, bir de tek başına kıyıda durur iken batarsın dibe. En dibe. Çıkarsın ama dipten çıkmak hep zaman alır, bilirsin.

Çıktığında kendi zaferini kutlarsın. Eminim. Ama çıkmaya çalışırken yalnız olduğun gerçeği iskeleyi kemirmene bile sebep olabilir. Kabuğunu kemiren bir tospağa oluverirsin, benim gibi.

Gemilerin kıyıda çürüttüğü güvertelerin ismi burdan gelir. Dura dura çürüyen her bir 'tahta' parçası, ortada sağlam kalan tek bir çıpayla hayata kazınır. Bizim de bedenimiz çürüdüğünde adımızın o çıpa kadar kallavi işlevi yoktur ama olsun. Kalır işte.


Karadenizden yelken açtık geldik. Karadeniz'de ölmedik ama bir küçük hatırlatma. Adınızı da kazıyın kıyılara. Limanda tutunacak gemi kalmayınca adınıza tutunursunuz o sırada.



20080216

Kabuk Kalkan olunca.


Kim dostum kim düşmanım anlayamadım bu sefer de. Birilerine bir şeyler anlatmak için giriştiğim platform beni kalkanlarıma sarılmak durumunda bıraktı. Ben bu sivri dilimi sadece kabuğum işlevselliğini göstermek için kullanırdım. Bunu henüz bilmeye dahi tenezzül etmeyen kimlikler beni orda inanılmaz bir savaşta bıraktılar.

Tamam dost görmüyorsunuz, düşman niye görüyorsunuz. Anında olacak bişi değildir bu dostluk bunu da bilirim. Bunun ortası yok mu? Ya da süreçle dost olunacak kişinin önce düşman olması mı gerekli. Tarzını sevmedim demek çok mu kolay. Hayır sevmek zorunda değilsin zaten ya nefret etmek mi zorundasın. Nefretini kusarken benim de sende sevmediğim bir tarzı mı akıtmak zorundasın.

İnsanlara henüz yeni olduğum platformlarda kendimi anlatmak üzere bir yola çıktım. Bu biraz siyah şimdiler de. Hatta bunun üstüne bir yazım vardı eskilerden.

Aynı mevzuydu..aynı hissettiklerim..