"Kaplumbağalar da uçar!"

"Ev sanki geçmiş yüzyıllara uzanan büyük, suskun bir ailenin üyeleriyle dolu. Orada, ikinci kişiliğimle yaşıyorum ve yaşamı geniş anlamıyla, bir var olan bir yok olan bir şey olarak algılıyorum."

-Carl Gustav Jung-

20081016

toplum adına toplu bir karar vakti


Kendine biraz geriden baktığımda çözemediği sorunların varlığını hissediyordu. Bazen kendini tutup silkelemek bazen de tokat atmayı çok arzuluyordu. Ama hep yanlış yere konduruyordu tokatı.

Hayatının en aşağılık insanı olmayı öyle güzel başarmış ve nefret ettiği her bir şeyi kendinde öyle yoğunlaştırmıştı ki, kendi aldığı kararların dışında hareket etmeyi arzuluyordu artık.

Sebepsiz yere söylediği yalanların, nereye gideceğini bilmeden savurduğu cümlelerin haddi hesabı da yoktu maalesef.

Kırdığı kalplerin sahiplerinin, seviyormuş gibi yaptığı insanların yüzüne gülümseyip arkasından nefretini kustuğu kişilerin hepsi zihninde birer birer sıralanıyordu, bu kalabalık onu boğuyordu.

Tanımadığı her insana onun ilgisini çekecek yönde bir cümle ile sunuyordu kendini. Tıpkı içse de içmese de çay tabağına 4 tane şeker koyan çaycının tepsisi gibiydi sunduğu şey. Göz doyurucu. Ama geçici bir tadlandırıcı.

Bu halinden nefret ediyordu. Söylediği yalanları kendini gece uykusuz bırakıyor; aynaya her baktığında yüzüne tükürülecek birini görmenin nefretiyle kahroluyordu. Ama işin ilginç yanı hayatını zehir ettiği tüm insanlar onun yüzüne tükürdüğü vakit o buna kahkahalarla gülüyordu. O anlıyordu neler hissettirdiğini neler çektirdiğini ama bunu onlarla paylaşmanın alemi yoktu.

Gereksiz yere zihnini meşgul eden düşünceleri onu insanlara yakın durmaktan alıkoyuyordu. Pekala o da istiyordu aylak aylak dakikalarca aynı masada onların yüzüne bakıp arada bir konuya dahil olup gülmeyi. Eskaza insan içine çıkınca, onların konuşurken kurduğu cümleleri didik didik edip onlara karşı sahici bir önyargıyla arasına duvarlar örmüş halinden nefret ediyordu. Hatta o bunları söylerken ördüğü duvarları başkasına dedikodu dedikleri şeyi gerçekleştirerek anlatırken tek tek bir kez daha bu şeyden zevk alıyormuş gibi görünmekten de nefret ediyordu.

Sıradan bir yürüyüşe çıktığında bile yüzüne bakan insanların hepsinin yüzüne tükürmek istediği surat ifadesinden de tiksiniyordu. Yüzüne yerleşenin tam da zihninden geçenlerin bir yansıması olmasına rağmen hiçbir insanın bunu fark etmemesine de çok kızıyordu. Nasıl anlamazlardı ki. Nefret yüklüyüm. İliklerime kadar tiksiniyorum. Bir de beni "doğal" adlediyorlardı tüm bu buhranların içinde. İyi birisin diyorlardı. Nasıl ama?!

Etrafında ona tüm bunları bir bir yüzüne çarpacak tek bir insan dahi yoktu. Kendini umursadığı kadar kimse onu umursamıyordu. Tabiri caizse sallamıyordu. Tiksindiği kadar tiksinilen biriydi de o. Nefret ediyorlardı ondan ama yine de canım, dostum, arkadaşım, iyi insan vb insanlık sıfatlarını layık görmeye devam ediyorlardı. Nefret ettiği insanların yanına koyacağı tek bir "sevdiğim" sıfatı olanı yoktu. Yoktu ve bu hayat gerçekten zordu. Kimse aklından geçenleri paylaşmıyordu. Kimse düşüncesini süzgeçten geçirmeden sunmuyordu. Herkes binbir güzellik duvarıyla örülmüş sözcüklerini serbest bırakmaya, geri kalanını ise içinde biriktirip nefret duvarını yükseltmeye devam ediyordu. Bu duvarlar yaşla doğru orantılı olarak büyüyordu. Yaşı ilerledikçe etraftaki güzellikler kayboluyor, insanların içerisinde çok az da olsa güzellik olması umudu oranı gittikçe küçülüyordu. Umutsuzdu. Kimse dobra olmayacaktı. Kimse kendini olduğu gibi göstermeyecekti.

Her insanda doğuştan var olan, kanını emen bir kene gibi yapışmış "nefret edilen" olma vasfı onu harekete geçiriyor ve bir nefret edilen de kendisi oluyordu bu bağlamda.

Fark mı?

Lanet olsun ki yoktu. Tek istediği bir an evvel herkesin kozlarını paylaşıyor olmasıydı. Bu böyle daha ne kadar sürecekti. Eldeki aynalar karşı tarafa da gösterilmeliydi. Ayna değiş tokuşu yapıldığında birbirine ne kadar çok benzediğini görmeliydi insanlar. Herkes önce kendinden nefret etmeliydi ki sonra başkalarının nefretini azaltabilsindi. Buna gerek duymak gerekti çünkü içinde bulunulan şey bir "toplum"du. Toplu nefretin de kimseye faydası yoktu.

İnsanların tanıdığı şey sadece başkalarının pisliği olmasından öteye geçmeliydi artık. Kendi pisliklerini görmeleri gerekiyordu. Kendisinin yapmış / yapabilecek olduğu o pisliklerin daha bir mükemmeli yapılamazdı. Kendindeki bu yetiyi farkına vardığı ölçüde kazanırdı. Başkasının yapmasına mahal vermeden kendinde nefret ederdi her insan. Her insan önce kendinden nefret etmeliydi. Yapabileceklerinden korkmalıydı. Sahip olduklarından korkmalıydı. Düşüncelerinden. Yeteneğinden. Kusmalıydı herkes önce kendi üstüne. Başkasına dair yargılardan evvel kendine dönmeliydi herkes. Bakmalılardı aynaya. Sonra da insanlara.

Nefret aslında yanıbaşımızda kol geziyordu ama sadece kendinden memnun olan bu insanları içerden ele geçiremiyordu. Hepsi dışardan baktığı insanlara karşı tiksiniyor, içerdeki kendini ise çok ama çok seviyordu. O yüzden kendini yaşatıyor başkalarını da hayatlarının en değersiz insanı yapıyorlardı.

Karar verilmesi gerekliydi. Toplum adına toplu bir karar.

8 yorum:

Elif dedi ki...

sıfır kişi uçtuğuna inanmış
ama artık bir oldu

Damlo dedi ki...

ohşş kaptırdım kendimi bi an..

Beytepe Kaplumbağası (Yasemin Şahin) dedi ki...

Neye kaptırdın Eğrelti otu :)?

okyanus dedi ki...

ben de kendimden çok çok nefret ediyorum hani tahmin edilemicek derecede...

okyanus dedi ki...

sanki beni dökmüşsün(kusmuşsun) buraya..h

Bu halindem nefret ediyorum. Söylediği yalanları kendimi gece uykusuz bırakıyor; aynaya her baktığımda yüzüme tükürülecek birini görmenin nefretiyle kahroluyorum...

üzgünüm hayatım,gerçekte böyle değilim ben..

kalemine sağlık yasemin..

###ÜZN### dedi ki...

Nefret etmek iyi değildir. İçin (iz) deki nefreti azaltman (ız) dileğiyle;)...

HAZERFEN dedi ki...

nefret ...
nefret atmak
ben en çok nefretimi severim..
kimse bilmese de..
en çok nefret..
belkide en çok benimle olmuş olanlar nefret ettiklerimdir.!
dünyayı güzel bi nefret kurtarabilir..
ya da seni..
sen kimsin?
sen(kimse,kimlerse artık) senden nefret ediyorum..
bıraksınlar herkesten nefret edebileyim..
çünkü beni hayatta tutuyor..
şunun bunun yapamadığına küçücük bir nefret baharatı yetebiliyor..
nefretim doğrulandığında bende doğrulanıyorum..
yalanlandığında nefretim artıyor...
besliyor vücudum ..
gün doğacak güzel bir nefretle
güneş de nefretinden doğuyordur, diye inanıyorum..
hayatta kalıyorum..
daha çok tüketiyorum
daha çok..
nefret !
en değerli parçam
beynimi alın nefretimi bana bırakın..
nefretim üretme ve tüketme merkezim..
o herşeyi yapıyor..
ben sadece el atıyorum yükü ağırlaştığında
can yoldaşım
nefretim..
o kadar özgürüm ki
herşeyden nefret edebilirim!!!
insanlara nefret kadranları yapılsaydı
benim ibrem sizi gösterirdi!
siz benim sizden nefret edebildiğim kadar benden nefret edebiliyor musunuz ?
yarışlaştırmayın ve zorlamayın..ben sizden nefret ederken hiç zorlanmıyorum...inanın...
sen yıkılma nefretim
seni o kadar çok seviyorum ki ve senden o kadar nefret ediyorum ki duygu kendini yaşıyor…
haaa!

Beytepe Kaplumbağası (Yasemin Şahin) dedi ki...

"insanlara nefret kadranları yapılsaydı
benim ibrem sizi gösterirdi!"

gerçekten güzel..

Yorum Gönder

Related Posts with Thumbnails
haberler haberler