"Kaplumbağalar da uçar!"

"Ev sanki geçmiş yüzyıllara uzanan büyük, suskun bir ailenin üyeleriyle dolu. Orada, ikinci kişiliğimle yaşıyorum ve yaşamı geniş anlamıyla, bir var olan bir yok olan bir şey olarak algılıyorum."

-Carl Gustav Jung-

20110122

Saf aşkın bir de çirkinin içerisinde anlatımı: Jules et Jim (1962)







dikkat bu yazı film hakkında detaylı bilgi içermektedir.




Yön: François Truffaut

Oyn: Jeanne Moreau-Catherine
         Oscar Werner-Jules
         Henri Sere-Jim



İki erkek ve bir kadın...
Çok iyi arkadaş diyebileceğimiz Jules ve Jim arasında “paylaşılmak” istenen kadındır Cahherine.

 Hani vardır ya karşı cinsten çok yakın gördüğün bir insanı bir taraf hep “beni sevgilin yapma” diye bağırırken -evet oldukça istisnai bir durum- kendine engel olamayan öteki taraf  hep çoktan almış başını gitmiştir, yapacak hiçbir şey yoktur. Yaşamak lazımdır. Daha fazlasının olmaması için sebebi yoktur. Sevgili olursa bir gün sona erecek olanlarla birlikte “arkadaş” kalabilme ihtimali de son bulacaktır. Bunu o an düşünmez insan. Fakat, bu film arkadaşlıkla sevgili olmak arasında gidip gelinen ve bir nevi o ince çizgiyi dahi barındırmayan bir yapıya sahip tüm ilginçliği ile...



Catherine’nin Jules ve Jim ile her şeyden önce çok iyi bir arkadaşlığı vardır; ama Jules bunu çok daha fazlasını bekleyerek farklı bir teklif sunmuştur Catherine’e. “Benimle evlenir misin?”. Bu soru bile o kadar alalade bir mekanda, hatta ve hatta ortak arkadaşları Jim’in bile yanında sorulmuştur. Yangından mal kaçırır gibidir...


Jules sorunun sonrasında Jim’e döner ve şöyle der: “Büyük bir ihtimalle kabul edecek” içindeki şüphe bile aslında korkusunun özetidir...

  Bu üçlü ilişkide saf aşık rolünü üstlenen Jules, daha tanıştırmadan önce Jim’i uyarmıştır. “Catherine hakkında sakın bir şey düşünme!” 


Bu yeterli mi?

En başından beri engellenen Jim hayranlık beslediği Catherine karşı 
hep içinde gizlediği sevgiyle iyi arkadaşı oynamıştır. Jules’un da Catherine’in de dostu olmuştur.



 Fakat, Catherine evlendikten sonra Jules ile ilşkilerinin monotonluğundan sıkılmaya başlar... Jim yanlarına geldiğinde ona evliliklerinin durumunu “manastır hayatı yaşıyoruz?” diye özetler. Jim’e ilgisi işte bu sıkıldığı dönemde açığa çıkaran Catherine için, Jules Jim'e bir fikir sunmaktadır: 


“Siz evlenirseniz iyi olur, Catherine gitmez hem?”

Onun gitmesi için ortak dostları ile evlenmesini göze almaktadır...

Bu yapılan fedakarlığın gerçekten aşk adına mıdır!

Aşık olduğu kadına başkası dokunacak, hem de gözlerinin önünde olacak tüm bunlar...

Tüm bu fikirlerle yaşayabilme cesareti Caterine’in daha önce gittiği her yerden Jules’a geri dönmesinden ileri gelir.


Bu esnada Jim’in kafasında başka birisi daha vardır.

Onun için gidiş gelişler yapmaktadır.

Catherine’i Jules’un yanına bırakarak.

Evlenmemişlerdir henüz ama Jim’in karar vermesi beklenmektedir.

Ve Jules’un Jim'den istediği gibi “Catherine gitmemiştir hem”,
 bakın şu işe Jules un yanında Jim’i beklemektedir.

Jim’den gelen mektuplar kafasının karışık olduğunu, “karar verme aşamasında” olduğunu vurguladıkça Catherine Jules’a her mektubun ardından sorar;
 “Jim beni seviyor değil mi?”

  Serde kaybetmemek vardır, yüzüne bile bakamadığı Jules’un cevabı “Evet”dir.


Onun dostu, onun sevgilisi, çocuğunun babası ve son olarak da başka bir insan için umudu olmaya her an hazır biridir Jules.

Akla gelen yine aynı soru. Bu gerçekten aşk mıdır?!

 Biri onun için her şeyi yapıyorken, “yanında olmayanı” tercih eden Catherine..
Bir kişi tarafından bu kadar kabulken “reddeden” için bir son seçen, yazan ve yine o sonu oynamaya can atan Catherine.

Bir imgelem olan "direksiyon" onun elindedir ve yüzünde yine "aynaya bakmışcasına" bir gülümseme, Jules “takip” etmelidir ve Jim onun yanında olmalıdır..

 Catherine’in yaşadığı aşk mıdır?

 Çizin altını; isteyen üstünü çizsin, çünkü  YORUM YAPIYORum;

 Catherine sadece ve sadece KENDİNE AŞIK’tır.

Başka kime aşık olursa olsun, bu yetmeyecek, hep bir başkasında da sevildiğini hissetmek için hiç durmayacaktır

(nokta)



1962 yılında yapılmış olan bu film, senesi de baz alınınca, oldukça dramatik bir tablo oluşturmaktadır. Günümüz tüketim toplumunun, derinlikten uzak ilişkilerin, çabucak harcanabilen insanlık senaryolarının hepsini birden bu üç karakterde bir güzel resmetmiştir Truffaut. Araya senelerin girmesi hiç mühim değil, mevzuu insansa bu senelerce önce en uç noktasında bu senaryo ile kalem alınmışsa, bugün de hala aynı ya da bir doz farklı şekillerde gerçekleşebiliyorsa, bir durup bakmak gerekir. Ama yalan yok, bazı insanlar dikiz aynasına bakınca sadece kendisini görür!

İyi seyirler...

 not:bu yazı aralık 
2006'da yazılmıştır. 
yakın zamanda 
az biraz 
güncellenmiştir.

3 yorum:

Buket dedi ki...

bende de olan bu filmi çok severim,çok iyi bir yazı yazmışın.gerçektende yıllar geçse de insanlar değişse de ilişkiler benzer nitelikte...

meryliiinn!! dedi ki...

filmi gerçekten merak ettim yazıyı okuyunca...ayrıca 3 karakterin birlikte koştugu o kare bana çok sevdiğim bir kitabın kapağını hatrlattı :))...sadece bu çagrışım için bile izleyebilirim...

Düşünkara Fanzin dedi ki...

izlemelisin mery, seveceksin..

yazıyı beğenmene sevindim Buket:)

Yorum Gönder

Related Posts with Thumbnails
haberler haberler