"Kaplumbağalar da uçar!"

"Ev sanki geçmiş yüzyıllara uzanan büyük, suskun bir ailenin üyeleriyle dolu. Orada, ikinci kişiliğimle yaşıyorum ve yaşamı geniş anlamıyla, bir var olan bir yok olan bir şey olarak algılıyorum."

-Carl Gustav Jung-

20090904

karanlık * lar

karanlık-lar çok oldukları için değil,
öyle oldukları için karanlık-lar



Halk arasında Tavuk Karası olarak bilinen Gece Körlüğü adında bir hastalığım var. Hastalık olup olmadığı hakkında kafa yorulabilir. Şimdilik bunu geçiyorum. Sizin karanlık demediğiniz siyahlar bana karanlık gelir. Yürüyemem, önümü göremem...

Bu yüzdendir ki kabuslarım karanlık bir odada yönümü bulamama şeklinde baş göstermiş bu beni oldukça da ürkütmüştür. Karanlıklara dair çok korkutucu yargılarım vardır. Olabildiğince içinde olmamaya / kaçmaya çalışırım. Çantamda bir küçük fenerle gezdiğimi kimse bilmez mesela...

Bu kadar olumsuz ve her an karşılasılası hastalığı olunca insanın ister istemez arada bir nevrotikliğe bağlanabiliyor. Üzerine daha çok düşünüp bambaşka korkularıyla birlikte yanında hiç ayırmayacağı bir paket program olma özelliğine kavuşturabiliyor. Mesela benim en çok karanlık fotoğraflar ilgimi çeker... Yüzünün bir yanı aydınlanmamış insan resimleri beni inanılmaz ürkütür. İnsanın içinde saklamayı tercih ettiği karanlık yönlerinin hep bu kadar göze batırıldığı noktalardan korkarım. Bunu bu kadar net açığa o fotoğrafla koyabilenlerinden. Her insanın mutlaka böyle bir yönü vardır. Pek çok kimseden sakladığı yönleri / zaafları / olumlanamaz davranışları / kendisiyle kabul gördüğü ama başkasının kabul edemeyeceğini bildiği huyları. Bunlar bir de karanlık resimle birlikte gün yüzüne(!) çıkıyor ki.... Ürkütücü gerçekten.

Mesela yüzlerin yanında ya da sadece kendisi varolması koşuluyla cümleler de vardır. Her insanın tabii ki cümleleri vardır. Kurduğum cümle bu anlama gelmeyecek şimdi, biraz sakin olmalısın.


Bazen karanlıkların cümlelerinin içine gizlenmesi ürkütür beni. Bir cümleyi hep benzer kişilere kurduğunu düşün. "İyi ki varsın.", "Çok yaşa.", "Seni seviyorum."... Bu cümleleri hayatında kaç kişiye kaç onlarca kez söylediğini bir düşün... Bundan sonra da bunun devam edeceğini... İşte sorun bunların karanlık cümleler olması. Kurduğun anda o kişiye özel bir tanımının olmaması. Çoğaltılabilir cümleler. Dolaylı olarak da insanlar. Etrafında hep aynı karanlık cümleleri kurmak zorunda kaldığın insanlar oldukça da gevşiyorsun. İpin ucunu bırakıp sessiz olmak istiyorsun. Karanlıklar çünkü. Boş karanlıklar. Başkasında hep iğreti duracak / asla tam anlamıyla ona ait olmayacak olanlar.

Bir diğer karanlık cümleler de hiç kurulmamış olanlar. Birine daha evvel kimseye kurmadığın bir cümle kurduğunda o cümle çok karanlık olabiliyor. Kesinlikle oluyor. Onun senden duymaya alışmadığı ya da herhangi başka birinden dahi duymadığı, hatta senin bu cümleyi kurarken kendinin bile şaşırdığını fark edip ciddiye almadığı... Kendimin de sık yaptığı bu karanlıklaştırma paketinden bazen pek bir ürkerim.

Hani olur da bir şey anlarsa, hani olur da beni anlarsa ben ne yaparım diye....

2 yorum:

Doğan Ömür dedi ki...

Belki alakası yok ama şunu söylemeliyim ki karşıdaki ne anlarsa anlasın, ANLAYAMAZ...

Yasemin Şahin dedi ki...

bence alakası çok söylediğinin.

Yorum Gönder

Related Posts with Thumbnails
haberler haberler