20220622

yasak olmayan hazlar - adam philipps

Adam Phillips okuması yapmak, Türkiye'de Engin Geçtan'dan okuma yapmak gibi bir yerde benim için. Anlaşılır, yormayan, kuramlara boğulmadan, alıntılarla ilerleyerek size anlatmak istediği konu çerçevesinde bir düşünme hali sunuyor. Yasak olmayan hazlar kitabı da daha çok eleştirmek için yaptığı alıntılarıyla ilerledi. 
İnsanların psikanalize kendi arzularının korkunçluğu ya da korkunç olarak adlandırmaları yüzünden yöneldiğine değiniyor yazar. Yasak arzu fikri olmasaydı psikanalizin de varolmayacağına... Hiçbir kural olmasaydı kendimizi güvende hissetmezdik ama tüm bunların yanında kurallar da güvenli değildir diyor. Yasakların bilişsel hale geldiği noktada, hiçbir yasağı tanımayan bebekler bile ailesinin ona tanımladığı ve çerçevelediği kurallar ve yasaklar çerçevesinde hayata atılıyor. Lawrence'in "bu yozlaşmış tabu çılgınlığına kapılan modern zihin" olarak tanımladığı zihinden cesaret ve risk ile çıkılabileceği ve yasak olmayan hazlara yönelinebileceği üzerine de duruyor. Hedonizmin varlığının birçok insanı ürküttüğü toplumda, gerçekten nasıl bir yasak ekseninde hayatı çekip çevirdiğimizi görmek için biraz güven anlayışımıza sığınmak zorundayız. Güven olarak gördüğümüz kuralların bizi daha da güvensiz hale sürüklediğine... Bunun sonu olayan bir döngü ile yüzleştirdiğine. Bir süredir üzerine düşündüğüm ve bir eylemi başından gerçekleştirmemek için kendimi ikna ettiğim tüm cümlelerimin her birinin yasaklananlar çerçevesinde olduğu ile yüzleştim diyebilirim. Bu dönem yaptığım okumalarım da beni aslında hareket halinde olarak aşabileceğim, kendimi durdurmak için kurduğum ve -biraz fazla kafa yorunca aşırı haklı gerekçelerimi- bütünüyle çiğnemem gerektiğini de bana gösterdi. Kendi kendimizi sınırlandırdığımız, yapamam, benim için kırmızı çizgi dediğimiz her şeyin bize öğretilen, güdülendiğimiz, bilişsel manada itildiğimiz, korkularımızın sonucu olduğunu görmek için o her neyse onu yaparak karar vermemiz gerekiyor. Bunu görmek, irdelemek tam da yazarın dediği gibi kuralların da  kuralsızlığın da mutsuzluğunu elimine etmek için ilk önce savaşmamız ve tanımamız  gereken şey tüm bu davranışların kökeninin ne olduğu, nereden geldiği ve harekete geçip aşılıp aşılamayacağını deneyimlemenin yasak olmayan bir haz vereceği. Yazar bir noktada tüm bunlardan yüzde yüz sıyrılabilmenin tek mümkününün hiç doğmamış olmak olduğuna dair onlarca cümle kurmuş. Ama hepimiz doğduk ve tam da bu yasak hazlarla örülü evrende cirit atıyoruz. O zaman haydi hepimize hayatta başarılar. :)

20220607

Son Bakışta Aşk - Walter Benjamin

  Son Bakışta Aşk : Walter Benjamin’den seçme yazılar kitabı Metiş Seçki dizisinden yayınlandığı için dizi ve kitap isminden de anlaşılacağı üzere Benjamin’in birçok farklı başlıkta toplanan görüşlerini bir araya getirmiş bir kitap. Nurdan Gürbilek editörlüğünde bir araya gelen metinlere Walter Benjamin’den daha evvel okumuş olduğum Tek Yön, Fotoğrafın Kısa Tarihi kitapları ve Cogito (52) : Walter Benjamin sayısı sebebiyle aşina olduğum ve çok sevdiğim metinleri ve yenilerini tekrar okumuş oldum.

Nurdan Gürbilek’in sunuş metni oldukça kıymetliydi benim için. “ Birçok bakımdan : Nesneleri soyutlamanın sağladığı imkanlarla değil, onları tek tek tanıyarak, biriktirerek anlamaya çalışır. Bilgidense, bilgeliğe düşkündür. Yazıyı ya da okumayı bir amaca ulaşmanın bir aracı olarak değil, kendi başına bir deneyim olarak görür. Her yazısında kendisini konusuna, önceki yargılarını neredeyse tümüyle unutacak kadar teslim eder. Tutarlı bir sisteme ve kuramsal açıklığa ulaşmayı hedeflemektense, düşüncesinin gergin, belirsiz uçlar arasında salınmasından bir şey umar. Hakikati zihinsel bir bütünden çok, yıkıntılarda, eski sistemlerde arta kalanda, kırık dökük parçalarda arar. Doğayı kültür tarihinin parçası olarak değil, kültürü doğal tarihin bir parçası olarak görür. Adorno, bu sonuncusunu tam da denemeciye özgü bir özellik olarak ele alacaktır. “

Ah işte tam da böyle olmak benim yıllardır üzerine gittiğim ve çok sevdiğim “amatör”lüğün doğası için nice anlamlar içeriyor. Mükemmel ya da “olmuş” olandan ziyade olmakta olanın ve o süreçteki türlü hata ve salınım özgürlüğünün insanı oluş içerisinde anlamlandırmasını ve bunu kabul eden zihinleri çok etkileyici buluyorum. Bu durum hangi hal içerisinde olursak olalım “eşitliği” de çok rahat sağlıyor…

“Bugünlerde kimse becerisine fazla bel bağlamamalı. Gücün kaynağı doğaçlama…”

Doğal tepkiler, heyecanla yapılan anlatımlar, içi dolu dolu bir merhaba demek bile çoğu kez amatör görünen ama içerisinde türlü duygu geçişini açmaya çalışan diyalektik bir durumdur. ..

Bu halleri gerçeküstücülük bölümündeki söylemleriyle teyit eder Benjamin. “Sarhoşluğun gücünü devrime kazanmak – işte tüm kitapları ve çabalarıyla gerçeküstücülük bunun peşindedir. En özgün görevinin bu olduğunu söyleyebilir. Her devrimci eylemin içinde bir kendinden geçme öğesi olduğunu bilmek onlara yetmez. Bu öğe, anarşik olanla özdeştir. Ama yalnızca bunu vurgulamak, yöntemli ve disiplinli bir devrim hazırlığını, tümüyle alıştırma ve peşin devrim kutlamaları arasında salınan bir pratik karşısında arka plana iter. Sarhoşluğun doğasının yetersiz, diyalektik olmayan bir biçimde kavranması da buna eklenir. En şaşkın haldeki şairin, ressamın, şaşıranın tepkisi olarak sanatın estetiği, bazı tehlikeli romantik önyargılara saplanır. Gizli gerçeküstücü, düşsel yetenek ve olgularla ilgili ciddi bir araştırma, romantik bir kafanın hiçbir zaman kabullenemeyeceği diyalektik bir örgüyle mümkündür ancak. Abartılı bir duygusallık ve bağnazlıkla esrarengiz olanın esrarını vurgulamak bizi bir yere götürmez. Esrarı ancak gündelik hayat içinde bulduğumuzda, yani gündelik olanı anlaşılmaz, anlaşılmazı da gündelik olarak gören diyalektik bir bakış sayesinde anlayabiliriz."

Alis, Harikalar Diyarı'ndan Tüymüş Bulunuyor: Kadınlardan Gülümseyen Öyküler

Birçok kadın öykücünün sıradan kadınları anlattığı leziz öyküler. "Kadınlardan gülümseyen" öyküler ismi bile nasıl derin anlamlar içeriyor... Tüm kargaşasına rağmen hayata gülümsemeyi başarmış öyküler paylaşılmış bir yerde... Sabahları erkenden kalkıp servisi beklemek için durağa her zamankinden daha erken gitmeme sebep olan bir kitaptı... İşe gidene dek bir öykü okuduğumda bir başka kadınla, hayata dair "içim kıpır kıpır, deniz kıpırtısız" bir sohbet tadını bu kitaba iliştirmişler.

Benim için en anlamlısı ise A. Şebnem Soysal ile karşılaşmamdı. 13-14 yaşlarındayken psikoterapi gruplarına katıldığım çocuk psikiyatristim "Şebnem Abla", Psikeart dergisi yazılarını okurken -bilmem neden- olmamıştı ama gülümseyen öyküsüne denk geldiğimde artık benim için "Şebnem" olmuştu.. Bin sevgi olsun kendisine..

Ağaçlar - Hermann Hesse

  Ağaçlar kitabı kendimi bibliyoterapiyle teskin etmeye çalıştığım bir dönemimde karşıma çıkan ve "Hermann Hesse iyi ki var" dediğim ve minnetle okuduğum bir kitap oldu.

Bu kitaptaki metinler Hesse’in tüm eserlerinin bulunduğu 20 ciltlik baskıdan derlenmiş. Okurken bir yerlere kestane ağacı dikmek, ıhlamur gölgesinde soluklanmak veya bir meşe ağacı bulup bir kez daha dönüp bakmak istiyorsunuz... Çoğunlukla bulamıyorsunuz tabii ki o ayrı; ama o duyguyu tekrar tekrar da olsa bir an evvel deneyimlemeyi istiyorsunuz. Bu çerçevede şiir ve denemelere yer verilen kitabın kıymetli ve yeşil ağaç illüstrasyonlarıyla da renklenmesi oldukça keyifli olmuş. Kolektif Kitap iç kapakta sayfa düzenini yapan kişinin adını yazmış (Semih Büyükkurt) ama illüstrasyonların sahibi hakkında bir bilgi paylaşmamış, bu cidden büyük eksiklikti bence…

Birinci Dünya Savaşı'nda Alman militarizmini protesto etmek için İsviçre'ye yerleşen, İkinci Dünya Savaşı'nda hem Nazilerin hem de antifaşistlerin ağır eleştirilerine maruz kalan Hesse, bu derleme kitabındaki metinlerde de hissedildiği türde ağaçları otobiyografik öğelerle anlatmakta. Hayatının büyük bir bölümünü geçirdiğin bir yerden ayrıldığında insan yeni yere alışmak için önce eşyalara, sonra mümkünse doğaya anlamlar yüklüyor. Beni de bu bibliyoterapiye iten şeylerden birinin bu bağlılıklar olması, kitabın tesirini oldukça arttırdı diyebilirim. Bağlılık ile bağımlılığın arasında kalın kalın çizgiler var bir yerde. .. Bağlı olmayı istemek sizin hayatla kurduğunuz o görünmez ipleri temsil ediyor. Birini sevmek de, hayatımdaki birlikte yaşamayı tercih ettiğim kitaplarım ve eşyalarım da aslında bu bağlara işaret ediyor.

Hermann Hesse bir yerde hep aynı yere tatile gidenlerin aslında iyi insan olduğunu ama bir gezgin olmadığından söz etmiş. Amaç bir gezgin gibi sürekli yeni yerler keşfetmek de olabilirdi bunu da anlıyorum; ama aslında sonuç vedalaşamamak… Vedalaşamadığın için yüklediğin anlamlar ve aldığın haz “gidiyorum ama yine geleceğim” tadı bu hazzı katlamakla, yeniden yaşanabilir kılmakla ilgili değil midir? Hep aynı yere tatile giden biri olarak da bu tür bir seremoninin parçası olduğumu kabul etmiş oldum kitapla… “Duyusal bir şey değil derinden hissediyorum doğa ile aklın etrafımda ve içimdeki sınırını.”

“…Dönerim yine usulca alıştığım şeylere
Duyarım uyuyana kadar gençlik şarkımın çınladığını”
(Rüzgarlı gece şiirinden)

Yaratma Cesareti - Rollo May

 Yaratma Cesareti kitabını haftalar evvel elime aldım ve okumaya başladığımda ilerleyemediğimi fark ettim. Rollo May’in bu durumla hiçbir ilgisi olmadığını anlamam ise oldukça zaman aldı. Çevirmen Alper Oysal, “Yaratma Cesareti üzerine” adında bir kitap yazsa bu kadar uzun yazabilirdi. Tam tamına 33 sayfa onun bana aptalmışım ve okuduğumdan hiçbir şey anlamayacakmışım gibi muamele etmesiyle geçti. Rollo May’in metnine geldiğimizde ise sürekli verdiği dipnotlarla bu süreç devam etti. Farkındalık, esrar, otantik, gebe kalmak ve daha nice kelimenin anlamlarını dipnotta vererek ve bu dipnotları yarım sayfaya kadar uzattığı görülerek bir şekilde bu kitabı eline almış okura cahil muamelesi yaptığı için çok rahatsız oldum. Bütün bunlardan sıyrılıp; önsöz ve dipnot(ç.n.) okumayacağım, çevirmenin ukalalığını unutacağım dediğimde, kitaba 10 hafta sonra tekrar döndüm…

Ve cidden, hafta sonu hobilerinizden bahsetmeyen, pazar günü ressamlığını es geçen, boş zaman aktivitesi olmayan yaratıcı sürecin bilim insanlarının, düşünürlerin oluş emeğinde yatan, bir annenin çocuğuyla normal ilişkilerinde ortaya çıksa bile çizilip sınırlandırılmaması gereken, varlığın ortaya çıkma sürecini ifade eden bir kavram olarak karşımıza çıkıyor yaratmak…
Yaratıcı sürecin “karşılaşma”nın yoğunluğu ile ortaya çıktığının anlatıldığı kısmı oldukça duyumsadım diyebilirim. Yaratmanın kapılıp gitmek, gömülmek, emilmek, dalıp gitmek gibi yoğun bir farkındalık ve bilinç artışı ile nitelendiğinden bahsediyor. Bir çocuğun oyuna dalıp gitmesiyle eşleştiriyor… Dans etmeye de benim benzettiğim bu tanımları, kendi üretimlerimde yaşayan biri olarak rahatlık, huzur ve çevremizde olan bitene kayıtsızlaşma olarak da görebiliriz. Kaygı ya da korkudan arınmış tamamen akmakta olan bir coşkuya kapılarak gerçekleşiyor. Bitiminde hissedilen mutluluk ve tatminin yaratım sürecinde hissedileni ise aslında coşkuya iten bir rahatsız olma durumudur diyor. Yaratma coşkusuna tutulmak isteyen biri öncelikle kaygısıyla yüz yüze gelmelidir açıklamaları ile devam ediyor metin. Burada Rollo May, Picasso’nun bir cümlesini alıntılıyor “Her yaratma edimi, ilk önce bir yıkma edimidir.” Ne zaman önemli bir fikrin ya da sanatta önemli bir biçimin öne çıkması söz konusu olsa bu yıkma edimi olmadan gerçekleşmesi neredeyse imkânsızdır diyor.

“Yaratıcılık, bilinci yoğunlaşmış insanın kendi dünyasıyla karşılaşmasıdır.”

Bilinç eşiği ve bilinçdışından gelen yaratıcılığın sadece sanat, şiir ve müzik için değil, uzun vadede bilim için de aslolduğunu ileri sürüyor.

En çok hoşuma giden kısım ise, çelişkinin yaratıcılık için bir dip dalgası olduğunu anlattığı kısımdı. Çelişki sınırları görür ve sınırlarla mücadele gerçekte yaratıcı üretimlerin kaynağıdır diyor. Akılsız kişiler kendisiyle çatışmanın kendi içinde bir uyuma vardığını anlamazlar diyerek sürdürüyor. Sınırlar olmadan yaratıcılığın ortaya çıkamayacağının anlatımını, Bauman’ın kısıtlanmadan özgürlüğün ortaya çıkmayacağını anlatmasını benzettim diyebilirim.

Rollo May’in yazdıklarını baştan sona keyifle okudum ve sonrasında dahi önsözü okumak içimden gelmedi. Psikoloji alanında çalışmaları olan May’in diğer kitaplarını zaman içerisinde okumak için listeme ekliyorum.

Amatör Kamera Gerçekliği İmge, Algı, Araç -Selda K. Hızal

 Amatör Kamera Gerçekliği kitabı Selda Hızal’ın 2011 yılında yazdığı Yüksek Lisans tezi olup 2012 yılında Agora Kitaplığı tarafından kitap olarak yayınlanmıştır. Yazarın yayınlandıktan sonra, onca sene boyunca sosyal medya aracılığı ile internet ortamındaki görüntü paylaşımlarına dair bilgilerle güncellememiş olması ise beni oldukça üzdü. Kitabın tv haberlerinden öte bir anlatımı maalesef yok.

Gözümüzle görmeden inanmadığımız süreçlerden bugün "gördüğümüz her şeye inanmalı mıyız" sürecine hızla yol aldık. Teyit etmek için bilinçdışı olarak pek çok argüman üretiyor ve kendi kendimizle o görüntünün gerçek olup olmadığı sorunsalı üzerine mücadele veriyoruz. Selda Hızal ise bu mücadelenin profesyonel kurgulanmamış, amatör üretilmiş görüntüler üzerinden en aza indirgendiğinin altını çiziyor. Nasıl ki bizim bir mobese ya da herhangi bir alanın güvenlik kamerasına güvenimiz profesyonel bir çekimden daha fazlaysa durumun ona doğru hızla ilerlediğini belirtiyor. Sonrasında ise bu amatör çekimlerin gerçekliğinin önkabulunün kanıksanmasıyla Baudrillard’ın etkisi ile simulasyon olabileceği üzerine duruyor. Saddam’ın idamı örneğinden hareketle bize açıklamalarda bulunuyor.

Seneler evvel Almanya’da geçirdiğim bir süre içerisinde bir Alman kanalında haberleri izlerken “sıradan” bir kaza görüntüsünün bile ne çok profesyonellik barındırdığını görmüş ve ister istemez Türkiye ile kıyaslamıştım. Ellerinde nispeten iyi cihazlar olmasına rağmen o haberi yine de “amatör” olarak çekiyor ve izleyenlere o an oradaymış hissi verecek bir gerçeklik elde ediyordu Türkiye. Almanya’daki haberde ise bir film izliyormuş gibi hayranlıkla izlemeye koyulduğumu ve anlamadığım o dilden keyif aldığımı hatırlıyorum. Kitabı okurken sık sık bu kıyaslama geldi aklıma. Hangisi ne kadar doğrudur “hala” bilmiyorum…
Son dönemde en çok düşündüğüm şey, elimizdeki tüm görüntü ve video alabilen cihazların elektronik ortamda üretilen resmi belgeler gibi bir e-imza doğrulama koduyla web ortamına yayılması gerekliliğidir. Bu e-imza tarih, yer, zaman damgaları ile donatılacak ve kişi üzerinden de doğrulanabilir tekil bir kodu ile sunulacak.
Bu fotoğraf, herhangi bir şehrin manzarasının fotoğrafı dahi olsa seneler sonra o şehre ait bir görüntünün arşivlenmesini sağladığı gibi, bir siyasetçinin de aslında var olmayan konuşmalarının web üzerinde yayılmasını engelleyecek bir uygulamaya sahip olurdu... ve daha aklımıza dahi gelmeyecek zilyon şeyin de kapısını açardı diye düşünüyorum.

Hep Aşka Dair: Yeni Vizyonlar- bell hooks

 Kitabı okuduğum her an daha evvel okumuş olduğum Erich Fromm'un Sevginin ve şiddetin kaynağı kitabına gittim. Çok uzun yıllar önce okumuş olduğum için tekrar okumak üzere bir plan da oluşturdum. Bu kitap ise Feminizm Herkes içindir isimli pek sevdiğim kitabın yazarı Bell Hooks'un. Kendisi de Erich Fromm'a atıflarda bulunuyor. Bunu okumuş ya da okumaya niyetliyseniz size önerebileceğim bir başka kitap da Arno Gruen'den İhanete Uğrayan sevgi ve sahte tanrılar kitabı olacak.

Bell Hooks kendi ilişkileri çerçevesinde bize neyin olmaması gerektiğine dair sağlam tiyolar veriyor. Bu kısımlar oldukça keyifli teoriden çok pratiğe dökülen bir ders gibiydi. Salt sevgiden bahsederken yalnı olmak kolay ve hayatı kolaylaştıran bağışlayışı ve geliştirici bir şey. İkinci bir kişi devreye girdiğinde ise bu tamamıyla bir iktidar öznesi olan sevgi olma yolunda ilerliyor.

Bazen Bahar - Melisa Kesmez

 Çok sevdiğim bir dostumun hediyesi olması sebebiyle tanıştım Melisa Kesmez ile. Benim için gerçekten çok keyifli bir iki gün haline geldi kitap. Sanki ben yazmışım da aradan zaman geçince okuyormuşum gibi yakın buldum kendime. yalnızlığın o kadar da yalnız bir şey olmadığını anladığım bahçelerin, yolların, tatillerin, şehirlerin kitabı gibi geldi bir an. Diğer kitaplarını da okuyacağım. Nohut Oda'yı çok merak ediyorum.

Kişiliğin Gelişimi - C.G. Jung

  Bazen mesleğim/alanım psikoloji ya da felsefe olsaydı bu kadar keyifle okur muydum bu kitapları çok merak ediyorum...
Jung okumayı hep çok sevmişimdir. Bu kitabında her ne kadar başlığı bize direk bu tür bir ipucu vermese de çocuklar ve çocukluk üzerinden büyüme, gelişim konularını ele alıyor. Ebeveynlerin çocuk üzerinde oluşturdukları tüm çatışmaların bu gelişime katkısı büyük. Evlilik ilişkisinin ise açmazlarının en çok etki altında kalanı yine çocuklar. Üstelik tüm bunlar sadece farkında olmak üzerinden çözülebilecek şeyler...

Sessizliğin Yanıtı - Bir Dağ Hikâyesi -Max Frisch

 Kurdun derisi adında bir film vardı netflix'te, kitapla filmin bir bağlantısı yok ama anımsattıkları ve resmettikleri profil aynı gibi geldi. Ve çok etkileyiciydi. Yalnızlığa alışmış insanları çok iyi tanıyor ve anlıyorum. Sanırım ben de bu hali çok sevdiğim için ayrı bir tad bırakıyor bende.. Keyifle okudum.

Lacan'da Aşk - Bruce Fink

  Kitap Bruce Fink'in aşk tanımlarının ve buna yüklediği anlamların açıklamaları üzerinden ilerliyor. Tamamen Lacan'da aşk demek büyük haksızlık bence. Arada cidden keyif aldığım birkaç bölüm olmuştur belki ama bütününe baktığımda aynı şeyi söyleyemeyeceğim.

Değişme İsteği: Erkekler, Erkeklik ve Sevgi- bell hooks

 Bell Hooks'un daha evvel Feminizm Herkes İçindir kitabını okumuş ve çok beğenmiştim. Birçok kadın ve erkek arkadaşıma hediye etmiştim. Bu kitabını da yine hediye edilecekler listesine koyuyorum diyerek başlayayım. Ataerki, erkeklik, erk adına ne derseniz; kadın, erkek fark etmeksizin tüm cinsiyetler üzerinde "olmasını istediği" ve "kolayladığı" iktidar baskısını; empatiden, sevgiden ve duygulardan yoksun, şişirilmiş ego ile dolu konfor alanlarını bir bir açık ediyor kitap. Suyun akıp yolunu bulduğu yolun bizlere asla iyi gelmediğini, o yeni yolların her birimizin keşfetmek ve yeniden inşa etmek zorunda olduğumuzu söylüyor. Yaşça büyük bireylerin kendi anne ve babalarında yanlış gördüklerini, kendi hayatlarında da bilinçdışı ya da işine geldiği şekilde sürdürmek istemeye devam etmesi, devam etmemek için çabalayanların da, "kadın gibi" "kadınsı" yaftasıyla karşılaşması yine mücadelesi içinde olduğu erke hizmet ediyor. Kadınlar, feminizmden söz ettiğinde nasıl ayrışıyor, tüm cinsiyetlerin dilinde türlü dedikodulara maruz kalıyorsa, erkeklerin de feminizme yüz sürdüğündeki tutum aynı aslında. O sebeple şikayet etme ve vazgeçme lüksümüz yok. Canı yanan erkeğin de duygularından bahsetme, şikayet etme, bulduğu en çıkmaz sokakta intihar etmek değil, mücadele etmek zorunda olduğunu söylüyor feminizm. İşler yolunda gitmediğinde şiddetin bir çözüm olmadığını, bu şiddetin öldürüldüğü tarafında duran kadınlar kadar, birbirlerini öldüren erkekleri de aynı erk mekanizmasının öldürdüğünü bilmemiz ve bunu değiştirmeye biz kadınlar kadar gönüllü olmanız gerekiyor. Olduğumuz, olmamız istenen, ezberletilen tepkileri değil; düşünülmüş kafa yorulmuş, hissettiklerimizi şiddete değil, sevgiye, onamaya dönüştürdüğümüz bir dünyayı kurmamız gerekiyor. Sevgi, kişinin kendisinin ve bir başkasının ruhsal ve duygusal gelişimini besleme isteğidir. Fromm'a göre ise sevgi yalnızca his değil, eylemdir. Sevgi; özen, bağlılık, bilgi, sorumluluk, saygı ve güvenin karışımıdır diyor Bell Hooks da. Sadece işler yolunda gittiğinde tüm bunları bir arada düşünmek çok kolay değil mi? İşler yolunda gitmediğinde de önceleyeceğiniz şeyler bunlar olunca işte o zaman daha eşit, adil, erkten sıyrılmış, feminist bir dünya kuruyor olursunuz. Zor değil! Önceliklerinizi belirleyip özgürleşmek için fırsatınız var diyor Bell Hooks! Dinlemek elzem..

Yalnızlık-Henry David Thoreau

  Yazarın bu kitabından önce keşke Walden'i okusaydım dediğim kitaptır. Walden isimli bir gölün kıyısına yerleşip modern hayattan kaçan yazar yalnızlık üzerine düşüncelerini kaleme almış. Goodreads'ta okuduğum bir yoruma göre 3 metin zaten Walden'de varmış. Başlangıçta hoşuma gidecek düşünceler yer alsa da sonlara doğru bahsettiğim okuma/tanıma eksikliğini çok fazla hissettirdi diyebilirim.
Ve kitabın bana düşündürdükleri...
Karantinada olduğumuz şu günlerde akşamdan sabaha anlam arayışları ve günlük ritüellerimizi oturtmak için kimi zaman debeleniyor olmamız dışında; maddi manevi sahip olduğumuz her şeyi ve etrafımızdaki insanları gözden geçiriyor ve sorguluyoruz. Şehrin ortasında ya da bir bağ bahçede yalnız olmanın evden çıkmadığımız günlerde çok da değişemediğini varsayarsak yalnızlığın sadece bir algı savaşı olduğunu da anlayabiliriz. Oldukça kıymetli bulduğum bu zamanların tanıdıklarım üzerinde yaratacağı değişimleri görmeyi iple çekiyorum diyebilirim... Özünde ne kadar yalnız olduğumuzu hatırlattığı için ve bununla baş etme yöntemlerimizi sorguladığı için ise pandemiye teşekkürler...

Pandemi başlangıcından bu yana camın önünde kuş beslediğim için bu cümle beni benden aldı...
"Harivansa şöyle der: Kuşları olmayan bir ev çeşnisiz ete benzer. Benim evim
böyle değildi, birden kendimi kuşlarla komşu olmuş buldum; bir kuşu hapsederek değil, kendimi onların yakınında bir kafese kapatarak. "

"Bir gerçeğin tam karşısında dikilip yüz yüze gelirsek her iki yüzeyinde de güneşin parladığını görürüz. Tatlı kenarının, sanki keskin bir pala gibi, kalbimizi ve özümüzü kesip geçtiğini hisseder ve ölümlü hayatımızı mutlu bir şekilde sona erdiririz. İster yaşamda ister ölümde, yalnızca gerçeği arzularız. Eğer gerçekten ölüyorsak gırtlağımızdaki hırıltıyı duyalım ve el ayaklarımızdaki soğukluğu hissedelim, eğer yaşıyorsak işimize bakalım."

Günlük Ritüeller: Büyük Eserlerin Yaratıcıları Nasıl Çalışır- Mason Currey

  Kitap, çeşitli eser ve yaratıcıların günlük ritüellerinden örnekler veriyor. Bu ritüelleri gazete röportajlarından, otobiyografik yazılarından derlemiş. Belli bir dönemlerine eşlik eden alışkanlıkları, vazgeçemedikleri ritüellerinin olması kendime benzettiğim birçok anlatımıyla çok tatlı bir kitaptı. Zamana yayarak okudum, ara ara açıp incelemek de keyifli olacak eminim.

Bir tutku, bağlılık, sürdürme planı hayat içerisinde sürerken günlük olarak gerçekleştirdiğimiz eylemler de aslında hepimizin imzası gibi bir şey. Bunların alışkanlığa dönüşmesine izin verdiklerimiz bizi tanımlıyor. Özellikle üretmeye yüzünü sürmüş ve bunu hayat gayesi haline getirmiş insanlar –ki bence sadece onlar olmamalı- bunu bilhassa önemsiyor.

Pandeminin ilk aylarında, getirilen yasaklarla birlikte evlere kapandığımızda tüketmeyi üretmekten daha fazla önceleyenler cidden çok bocaladı. Günlük koşturmacadan el etek çektirilince kendimizle kalmak hiç beklenilen bir şey değildi. Benim için üretmek hep hayatımın odağında olduğundan sevdiklerimi özlemek ve pandeminin sabit kaygısı dışında sorun yaşamadım. Hemen hızlıca uyum sağladım diyebilirim. Fakat idari izinli olduğum dönem uzadıkça tam da bu kitabı okumaya başladığım dönemle doğru bir şey yaptığımı teyit ettiğim gibi ritüellerimi değiştirmeye çalıştım. Bir arkadaşımın tavsiyesi ile mesela saatlik planlar hazırladım. Hedefler koydum. Başardıkça iç motivasyonumu sağladım. Aslında anahtar kelime bu galiba ; iç motivasyon. Bedeninize bugünün yeni bir gün olduğunu anımsatacak ritüeller, tam da bunu sağlıyor.
Alışkanlıklar, ritüeller hayatın sakinlediği, soluklandığı, kendini hatırladığı bir hisle geliyor. Sadece kendinizle yaptığınız, size özel ritüelleriniz hayatı anlamlı kılıyor. Buna bir de meditasyon eklediniz mi değmeyin keyfinize. Kitabın ilkinde erkekler baskındı. 2. Kitabı sadece kadınlara ayırmışlar. Ara ara dönülebilecek başucu kitaplarımdan biri oldu diyebilirim. Bir de Kant’ın 5 şekerli içtiği kahveyi asla unutmayacağım sanırım.

Kafese Konan Adam -- Rollo May

 Rollo May'i o her yerde karşıma çıkan Yaratma Cesareti kitabıyla tanıdım. O kitabı okuduktan sonra da kendi kendime daha fazla Rollo May okumalıyım sözünü verdim. Kafese Konan Adam kitabı farklı makalelerini bir araya getirmesine rağmen bence birbirini oldukça iyi tamamlayan bir okuma sunuyor bize.
İnsanın ikilemini, insanın sonlu özgürlüğü ile birlikte açıklayan May, çoğu kez kimi düşünürlere atıflar yaparak, onların bakış açısını kendisininki ile kıyaslayarak okumayı kolaylıyor. Ben açıkçası Rollo May'i okurken Irvin Yalom okur gibi hissettim kendimi. Eğer Yalom seviyorsanız, May'i de seveceksiniz diyebilirim.
Biraz aklımda kalanlara ve notlarıma dönecek olursak ; sonlu Özgürlük kavramını Paul Tillich'ten alıntı yaparak açıklar. İnsanın sonsuza dek ölüme, hastalıklara, sınırlı zeka, algı, tecrübeye ve diğer belirleyici güce tabi olmasından dolayı sonludur. Fakat aynı zamanda bu güçlerle bağdaşma özgürlüğüne de sahiptir. Tüm bunlara anlam verebilir, farkında olabilir, kendi üzerindeki etkisini tanımlayabilir, bu güçler arasında seçim yapabilir ve ağırlığını birinden yana koyabilir. Yani hem doğa hem de tinini ortaya koyarak kendi dünyasını şekillendirebilir. Bu tür bir bakış açısını kimi zaman farkında olmadan yaşıyor olsak da, aslında bizi birçok konuda kaygılarımızdan kurtaracak noktada duruyor. Kitabın ilerleyen bölümlerinde Kierkegaardın Kaygı Kuramı kitabını listeye almamı sağlayan ve anksiyeteye bakış açıma ters taklalar attıran şeyler okudum.
Karantinada olduğumu şu günlerde bir arkadaşımla yaptığım konuşma esnasında ne kadar dış etkene maruz kalmadan(!) evin içerisinde olsam da her gün bir başka ruh haliyle uyandığımı, kimi zaman inanılmaz keyifli, kimi zaman bıkkın, kimi zaman özlem dolu, kimi zaman neşeli, kimi zaman da umutsuz şekilde haberlere bakıyor olduğumdan söz etmiştim. Bütün bu psikolojiyi yönetmek bazen zor olsa da altından kalkabilecek araçları hayatıma dahil ettiğim için kendimi şanslı hissediyordum bir noktada. Anksiyetenin sürekli kurtulunması gereken bir şey olduğunu düşündüğüm için ruh halimi iyiye yönlendirmek için bunu yapıyordum aslında. Bknz."Buraya kadar her şey yolunda" Sonra kitapta çok çarpıcı birkaç bölüm dikkatimi çekti. Anksiyete umut ile birlikte hareket eden, eğer hastalık, saplantı vs boyutunda değilse insanı harekete geçiren bir şeymiş. Aslında şunun gibi, rahatsız olmak iyidir. Bir yandan da pek çok çelişki ve çeşitlilik barındıran insan doğası matematik bir akılla kavranmasının imkansız olduğuna değiniyor. Rasyonel bir kesinliği olmayan, mütemadiyen bir huzursuzluk içinde geçen insan doğası idi aslında normal olan. Huzursuzluğu yaşamazsan değiştirebileceğin de bir şey olmazdı. Bütün bunların içsel bir bütünlüğe işaret ettiğinden söz ediliyor.
Ve buradan bireysel özgürlüğe geçiş yapan Rollo May, özgürlüğün içerisinde de potansiyel bir anksiyete olduğunun altını çizer.  Ne kadar normal ya da barbarca olursa olsun, sınırlarla bilinçli bir şekilde yüzleşmek bir özgürlük eylemidir, der. Çünkü bu kişinin elini ayağını bağlayan öfkesinden azad eden bir kabulü getiriyor. Özgürlüğün kendisi muğlak ve düşüsellikten uzak olan değil de anksiyeteleriyle yüzleşerek, aşabilecekleri araçların kendisine özgü olduğunu bilerek, endişelerinden kaçmayarak ortaya çıkacağını anlatır. İyi yönetilen bir anksiyetenin yaratıcılığın da bir yönünü oluşturduğundan bahseder.

Bu kitaba dair belki saatlerce yazabilirim, anlatabilirim. Belki yıllar sonra okuduğumda farklı şeyler yakalayabilirim. Bilmiyorum, tek bildiğim kafese(evime) konuşlandığım şu dönemde bana çok ama çok iyi geldiği...
Umarım size de iyi gelir.

Dipnot: Yayınevine de ilettiğim bir sorunu var kitabın. Biraz fazla göze takılan, imla hatası, kelimelerin ve eklerin yanlış yazımları söz konusu. 2018 baskısı idi bendeki. Tekrar baskı yapmış mıdır bilmiyorum. Neyse ki kitap güzel de çok sinirim bozulmadan okudum.

Evin Bilinçdışı - Alberto Eiguer

  Evin Bilinçdışı kitabı bir psikanalist tarafından kaleme alınmış, bu kısmı oldukça ilgimi çekmiş, almaya karar verme sebeplerimden biri olmuştu. Üstelik Alberto Eiguer, çift/aile terapisti. Kitaptaki bazı konu başlıkları; İç habibat kavramı, aile mahremiyeti çerçevesinde, miras, nesneler ve mobilyalar, ev inşa etmek, onarmak, taşınmak, aile bağlarının iskelesini kurmak...
Bedenin bütünleyici parçası mı, kapısını kilitlediğinizde kendinizi güvende hissettiğiniz alan mı, geçmişinize götüren bir köprü mü, içerisinde bir dakika dahi kalmaya tahammül edemediğiniz anılar mı? Ev nedir sizin için?
Ev dediğimizde aslında kişilere göre çokça değişkenlik gösteren bir alan çıkıyor karşımıza. Ben bu kadar çeşitlenebileceğini bu kitapla daha iyi anladım diyebilirim. Bir de bu pandemi döneminde tam bir yıldır evimde son 10 yıldır hiç vakit geçirmeğim kadar çok zaman geçirdim. 10 yıldır değiştirmediğim mobilyaların yerini son 1 yılda defalarca değiştirdim. Yani okurkenki heyecanımı ve kendimce anlamlandırmalarıma dair biraz olsun tüyo verebilirim sanırım. Miras, aile, taşınma konuları çok ilgimi çekmese de -belki gelecekte daha çok teyit edeceğim bilgiler içeriyordur- genel olarak sevdim.

Ev Yapımı Bir Paraşüt -Berrak Yurdakul

 Berrak Yurdakul budizm üzerine çalışmalar yapan, kendi hayatını da bu öğreti üzerine dizayn etmiş, korona sürecinde birçok konuşmasına rastlayıp bana iyi geldiğini hissettiğim biri. Ne vakit onu dinlesem çözümlemem gereken bir şeyler varmış hissi gelip içime oturuyordu. Kitaplarını inceledim ve Ev Yapımı Bir Paraşüt kitabı ile okumaya başladım. Başladığımda Konuşmayan Tavus Kuşu Camio'yu hatırladım. Bir başka kitabı. Ben o kitabı Dost Kitabevinde inceleyerek yeni keşifler yaptığım bir dönemde edinmiş ve okumuştum. 2003 yılından bugüne tekrar hatırlamak nefis oldu. Ev Yapımı Bir Paraşüt kitabı aslında bir meditasyona giriş kitabı. Benim gibi sadece duyduğunuz, asla yapmadığınız, ne olduğunu kulaktan dolma bilgilerle bilen biri iseniz kesinlikle doğru bir kitap diyebilirim. Fakat zaten biliyor ve deneyimlemişseniz de sizin için tekrar olacaktır, pek yanaşmayın derim. Bu kitabı okuma sürecimde karşıma sanki hayatı burada yazan her şeyi özümseyerek çıkan bazı kişiler gördüm. Umarım annem dinlemez podcastinde Elif Key'in ve Kalben'in konuşmaları bana işaret verir gibi direk karşıma çıktı. Sanki planlanmış bir şeymiş gibi inanılmaz mutlu oldum. Sonra bu durumun aslında ne kadar yaygın olduğunu kavradım okudukça, aslında ben geride kalmıştım. Meditasyon dediğimizde aslında en özet anlamıyla zihnimizin eğitilebilir olduğu gerçeği diyebiliriz. Yani kendimizi çoğunlukla olumsuz olan kaygı ve geçmişe dair düşünce bulutları içerisinde buluyoruz hepimiz. Bu düşünceşerin birbiri ardına hızla akıp geçiyor olması ve çoğunlukla da bizim birine kapılıp bambaşka başka olumsuz şeyleri düşünmeye başlamamız hepimizin gerçeği. Meditasyon ve beraberinde nefes terapisi, sizi o anın içinde kalmaya çağırarak bir süre sonra zihninizi eğittiğiniz ve sizi bu kadar yormayan biri haline gelmenizi sağlıyor. Bunun dışında çeşitli acı, ağrı, kayıp gibi hallerle nasıl baş edeceğinize dair de ipuçları veriyor. Kitabın en son sayfasında onlarca kaynakça var. Bunu bitirirken görmek beni çok sevindirdi. Kitapta bir kurgunun içerisindesiniz.  Meditasyon eğitmeni ve iki öğrenciyi görüyoruz. Biri sanki bizim kafa sesimizmiş gibi sürekli olumsuz cümleler kuruyor, diğeri de daha anlamaya çalışan tarafta. Bu kurgu hem okumayı kolaylaştırıyor hem de bizim aklımızdan geçen soruların cevaplarını bize sunuyor. Okuyucu olarak arada bize de seslenilmesi dikkati toplamamıza yarıyor. Bazen anlatım tekrarları olsa da bence bu gerekliydi diyorum şimdi bitirdiğimde. İlk kez bunları duyan biri için farklı yönlerden olaya bakmak daha verimli oldu. Şimdi sırada Berrak'ın Senin Hakkında yedi şey düşündüm kitabı var. Onu da okumak istiyorum. Meditasyon yapmaya başladın mı diye soracaksanız da şu an dağınık zihnimi tanımaya çalışıyorum. Ne gibi durumlarda daha çok dağılıyor, karışıyor ve kendine gelmesi ne kadar sürüyor. Bence insanın kendisi ile ilgili keşfedeceği şeylerin asla bitmemesi müthiş bir his.

Geçecek mi? - Gökhan Çınar

 Gökhan Çınar'ın Katarsis ve Geçecek mi youtube programlarını çok severek takip ediyorum. Kitaba başladığımda da yine bir başka tanımadığım belki hiç şahit olmadığım mücadelelerin içerisindeki insanlara seslenmeler olarak okudum. Sanki yazar bir seanstan çıkmış ve biriken tüm yükü bize deneme şeklinde anlatarak kaleme almış gibi geldi. Bu ağırlığı hissettikçe okuma sıklığımı azalttım. Çünkü okumanın kısa sürmesini istemedim. Kişilerin yaş, cinsiyet vb hiçbir bilgisini bilmiyoruz, bir genel hitap söz konusu ama okudukça kendimize dair de bazı seslenişlerle karşılaşıyoruz. Tercihen teğet geçip bazılarında da uzun uzun konakladığımız ruh hallerine dair kısa okumalar yapmak isterseniz doğru kitaptasınız.

Eş Benlik: Bir Psikanaliz Çalışması - Otto Rank

  Eş benlikten kasıt bazen olmayı istediğimiz kişi ya da haller; bazen kötücüllüğünün içinde kaybolduğumuz bencilliğimiz; bazen aynada bakınca görüp aşık olduğumuz ve onu öncelediğimiz narsist kişiliğimiz, personamız ve birçok türü... bu sayısız hale dair çeşitli edebi metinlerden ve filmlerden örnekler sunuyor Otto Rank. Bahsettiklerinin hiçbiri izlememiş, çok azını okumuş olsam da dipnotlar ile bu açık kapatılmaya çalışılmış. Bu esnada yorucu dipnotlar oluşmuş. Dostoyevski ve Poe hakkında verdiği örnekleri bir tık ilgi ile okudum diyebilirim. Kitabın narsizm ve eş benlik bölümü daha çok ilgimi çekti. Bu bölümde ise narsizmin ölüm korkusu ile ilişkisini sonsuza dek genç kalma isteği olarak açıklamış. Bu kişilerin çoğunlukla başarısız intihar girişimleri olduğunu ve ölüme meydan okuyarak korkularını attıklarından söz etmiş. Buradan benim aklıma başa baş at koşturmak fikri geldi. Kazanma hırsında boğulmak da narsistlerin bir nevi kafa tutma şekli değil midir?

Gülme - Komiğin Anlamı Üzerine Deneme - Henri Bergson

 Kitap düşünürken yazılmış gibi bir havada ilerliyor, galiba sadece sonuç bölümü tatmin edici diyebilirim. Hayvan ya da cisimlerde güldüğümüz şeylerin insansı şeyler olması konusuna değiniyor. İnsanın da doğal neden sonuçları şaşırttığında komiğe yaklaştığını. Karşındaki insanın bunu daha evvel düşünüp kurguladığını düşündüğün ama bundan çok da emin olamadığın anlar gibi.. Biraz matematiksel bir durum gibi gelmeye başladı kitabı okuduktan sonra. Espiri yeteneğimi kaybettiğimi düşündüğüm şu günlerde tam beklentilerimi karşılamasa da biraz bu konuya kafa yormamı sağladı diyebilirim.

Harman Yerinde Aşk _ D. H. Lawrence

  6 öyküden oluşan bir kitap. Edebiyatın erotizm mimarlarından olan yazar, sekse dair tek kelime etmeden inceden dokunuyor. Dönemiyle değerlendirince çok sıradışı bir şey yapıyor aslında ama bizim dönemimiz için yavan geldi bana açıkçası.

Şeffaflık Toplumu Byung-Chul Han

 Kitapta yazar bize, olumluluk toplumu, teşhircilik toplumu, apaçıklık toplumu, porno toplumu, ivme, teklifsizlik, enformasyon, ifşa, kontrol toplumu başlıkları üzerine her biri ile ayrı ayrı kitaplar yazılabilecekken 5-6sayfalık özet, hap bilgiler ile fikirlerini sunmuş. Tam da bu sebeple okumaya başladığımda karşı çıktığım çok fazla şey oldu. Sonlara doğru -ki kitap zaten 70 sayfa- yazarın dilini ve ne yapmak istediğini kavradığımda dingin bir okumaya eriştim. Sonra bazı başlıklara geri döndüm. Bazı görüşlerine katılmasam da en hoşuma giden düşünce güven alanımızın nasıl kontrol alanına evrildiği idi. Her şeyi bildiğimizde güven gereksizleşir. Şeffaf olmak güven yaratır, yerine şeffaflık güveni ortadan kaldırır diyor yazar. Şeffaflık toplumunda kontrol devreye girer, bu da aslında özünde güvensizlik ve şüphecilik getirir. Artık kontrol listeleri ile hareket etmek üzerinden ilerleyen toplum, buyruk gibi sunulan şeffaflık talebine uymak zorunda bırakılır. Bu da çok tekrara düşen birbirimizi kontrole iten işin içinden çıkılmaz bir hale sürükler.

Kitabın başlıkları üzerine konuşmak istediğiniz birileriyle zaman zaman okuyup tartışabilirsiniz. Yazarın kısa ve öz anlatımı sizin daha çok soru sormanıza ve tartışmanıza fırsat sunuyor.

Cinsel Ahlakın Boygöstermesi - William Reich

 Roheim, kadının bu cinsel eylemden haz almamasının, aile birliğini bozacak aldatma eylemlerine girişmemesi için yapılmasını öyle korkunç bir erk yapı kurgusunda aktarmış ki, cidden tiksindirici idi. Cinselliğin çeşitli tabu ve yasaklarla kısıtlandıkça bu baskı menzilleri insanları zaman geçtikçe ruhsal rahatsızlıklara, absürd ve kapalı kapılar ardında türlü sadist düşlere yönlendirdiğine değiniyor. Tüm bunların değişmesi için belki milim milim özgürleşme temelinde aldığı yolun bile kıymetli olduğuna da değiniyor. El ele tutuşmayı, öpüşmeyi yasakladığınız yerde o çok şaşırdığınız seks görüntülerini görmek bir tesadüf asla değil. Bknz. #bebek
Anne babasının birbirine sarıldığını, öptüğünü görmeyen çocuklara sevmenin, bu hislerin özgürleşmesinin normalliğini anlatırken attığınız kırk taklayı düşünün. Sonra bu kırk taklanın erkekleri birçok konuda bağlamadığını, o hiç konuşulmayanın belli bir yaşa geldiğinde birdenbire özgürleşmesinin getirdiği sapkınlıklarını. Özellikle kadınlar üzerinde çok uzun süre kalan baskının ise deneyimsiz, bilgisiz ve kör cahil eylemlere ittiğini. Konuşulamayan, bilgisizliğin dibinde yaşadığımız eylemle doğuruyor, çoğalıyor; olmamasının artçı psikolojik etkilerinin ilaçlarla baskılamaya çalışıyoruz. Hepimize topyekün tedavi gerektiği kesin. Yine de milim milim aldığımız yolu azımsamayalım diyip bitireyim.