20230130

Duino Ağıtları - Rainer Maria Rilke

 Rilke'nin tam on yılda yazdığı on ağıt...Hepsi birbirinden etkileyici olduğu kesin. Yüksek sesle okumak cümleleri daha bir derinleştiriyor. Bazı yerlerde o derinlikte kaybolmamak elde değil. Başucumda uzunca süre kalacak gibi... Hangi ağıta elimi atsam can yakıyor. Salt aşk, özlem, insanlarla sınırlı değil içerik. "İnsan" olan yanlarımıza ağrılar giriyor okurken, o kesin...

Yaşama Uğraşı - Cesare Pavese

 Şair, eleştirmen, öykü ve roman yazarı Pavese'nin, ömrünün son on beş yılında tuttuğu günlükleridir. Yazarın bir otel odasında intihar ederek hayatına son vermiş olduğunu bilmek; günlükleri okurken benim oldukça kuşku içinde kalmama sebep oldu. Bazı cümleleri insanlara ve hayata dair çıkarımları hep yaşama direnç göstergesi içerdiğinde kuşkuya düştüm. Ama ölmek isteyen biri her gün ölümden söz etmez değil mi? Bazı cümleleri bu yüzden beni oldukça sarstı. Vazgeçmişliği, yenilgisi, hırsı ve kötücülüğü çok derin ve çok gerçekçi...

Altı Ay Bir Güz - Bilge Karasu

 Sayfalar satırların ağırlığından bile kendini bizim ellerimizde yok edecek haldeler. O kadar narin, kırılgan, seçici...Bazı cümleleri kendi kaosundan bile çıkamayıp, kendi kırılganlığıyla bir bir kesiliyor bileklerinden. Yarım, yarım atıyor sanki bu yazarın kalbi de, bizim oğlan bizim kız diye dokunamıyoruz tümcelerine... Yıkılıveriyorlar karşımızda, bizi de kendi gölgesinden korkar bırakıyor bir başımıza, kitabın tam da ortasında...

Sevginin ve Şiddetin Kaynağı - Erich Fromm

 Şiddetin sevgi üzerindeki üstü kapalı maskesi, narsizmle en belirgin şekilde ortaya çıkmakta. Tüm bu maskeler aslında bir bir ölüm sevgisine, yaşam sevgisine, anne-baba sevgisine yakıştırılmaktadır kitapta. E. Fromm, sadece kendi görüşlerini değil, Freud başta olmak üzere Spinoza, Marx gibi başka filozofların da görüşlerini yansıtıyor; yeri geldiğinde eleştiriyor olması güzeldi.

Aşk - Cogito Dergi

 Aşkın karşılıklı, karşılıksız, öldürücü, vurucu, zaman çalıcı ve mutlu sonlu türlü doğalarına örnekler sunan bir Cogito dosya konusu. Tanınmış yazarların sevgililerine mektuplarına da yer vermeleri oldukça ilgi çekiciydi. tekrar tekrar okunası bir sayı olmuş...

Anılar, Düşler, Düşünceler - C.G. Jung

 Jung'ın kendi ağzından hayat hikayesi kaleme alınmış. Çocukluğunda geçirdiği epilepsinin kendi iradesiyle meydana geldiğine inanması çok ilginçti. Freud ile olan ilişkisi ve onu reddettiği dönemler.. Hastalarıyla terapileri esnasında yaşadıkları, bize aktardığı anektodlar ve din hakkındaki düşüncelerini açık ve anlaşılır şekilde aktarılmış..

Korkuyu Beklerken - Oğuz Atay

 Başka başka Selimler, Olricler... Babama Mektup ve Demir yolu Hikayesi öyküleri en çok hoşuma gidenlerdi. Mektuplarının kişiselliği çok ilgimi çekti ki gönderilmemiş olmaları bu kişiselliğin başka bir tanımıdır bence...

Sevme Sanatı - Erich Fromm

 Sevmek eyleminin nesnesinden, öznesinden bağımsız bir yeti olarak gerçekleşmesi gerektiğine inanır Fromm. Kitabındaki daha çok (Freud'un öğrencisi olma özelliğinden kaynaklı) Freud'a bir başkaldırı, onun söyledikleri yanlışlama gibi bir yola başvurmuştur. Bu belli noktalarda rahatsız edici bir üslup oluşmasına neden olsa da sevgi çeşitleri ve saplantılı sevgi biçimleri üzerine yazdıkları oldukça ilgi çekicidir.

Godot'yu Beklerken - Samuel Beckett

 Her gün aynı yerde Godot'un gelmesini bekleyen iki kişi ve karşılaştıkları herkesi Godot sanan, bir müddet sonra birbirlerini dahi tanımayacak veya dün ne yaptıklarını dahi unutacak kadar Godot'u beklemeye odaklanacaklardır...Monotonluk, bir müddet sonra insanın varoluş amacını hatta varoluş şekillerini, yeri/zamanı/kişileri unutturacak denli kapsayıcıdır. Monotonluğun adı bu kitapta Godot'yu beklemektir. Godot kimdir? Neyin nesidir? bir önemi yoktur. Onu beklemek eylemi ondan öteye geçmiştir artık. Bu tıpkı sürekli yaptığımız şeylerdeki kişileri yok etmek gibi. Sadece eylem kalır geriye...Varoluş anlamını yitirir. Eylemler hiçliği getirir...

Dava - Franz Kafka

 Bilinmeyenin huzursuzluğu, tedirginliği, kuşkusu ve şüphesi...Kendisine açılmış olan dava hiç bilmediği bir suçtan ötürü serbest olarak yargılanmaktadır K. Bu dava ile ilgili ayrıntı öğrenmeye çalıştıkça çıkmaza girmekte ve etrafında yine benzer suçlardan yargılanan birilerini gördükçe anlamlandıramamaktadır. Herkesin olağan karşıladığı bu dava ona sadece huzursuzluk vermektedir...

Nadja - André Breton

 Nadja'yı ikinci kez okuyorum.. Hala ulaşılamaz ve inanılmaz çekici...



Nadja ilk okuma : Haziran 2006
O kadar çözümlenemez, o kadar tanımlanamaz, bilinemez ve ele geçirilemez ki Nadja. Ona aşık olmak ayrı bir lütuftur sanki. Öyle bakılması gereken bir aşktır Nadja'ya olan aşk... Esrarengizdir, çekicidir.. Kanatıcı bir sızısı vardır onun sevgisinin. Bu sevgiyi yaşayabilecek tek insan da sürreal hayatı özümsemiş Breton'dur. Resimlerde gizlidir onun sevgisi, fotoğraflarda, kendi gözlerinde, kendi içinde... O kadar içinde ki, çekip çıkarmak yine kan akmasına bir sebebiyettir. Dedik ya bu aşk kanatıcıdır diye... Başka bir şey işte..

Göçmüş Kediler Bahçesi - Bilge Karasu

 Bir kez daha okumuştum; sevdiğimi biliyor ama tam anlamıyla onu anlayabildiğimi düşünmüyordum. Şimdi okuyunca yine sevdiğimi biliyor ama anlamak için aynı kitabını değil başka kitaplarını okumam gerektiğine karar verdim.



__
ilk okuma yorumum : (Ağustos /2008)
Önceleri çok karmaşık bir yapıda olduğunu düşnsem de çok lezzetli öyküleriyle Bilge Karasu'ya hayran oldum bir çırpıda. Günlük yaşamın gerçeküstü ögelerle bezeli yapısı merak uyandırıcıydı. Sevdim ben bu adamı!
__
Kendim gibi bir adam buldum uzun bir aradan sonra. Kirpi konuşturup, balık tutarken kolunu balık tutmuş balıkçının o hiç kimsenin göremediği kolun balık şeklinde oluşunu bilen biri.

-Aaa, koluna ne oldu?
-Balık yuttu!

Artık sen de biliyorsun. Ama görmemekte direniyorsun. Balık şeklinde o kol artık. Bütünleşmiş acısıyla.

-Bügun neyin var?
-Sevgilimden ayrıldım.

Artık sen de biliyorsun. Bugünkü benin kendi istemiş ve bütünleşmiş acısını. Ben görüyorum, sen sormaya devam ediyorsun.

Bir kirpi vardı ya cümlelerimin taa en başında, işte;

Kirpiyle konuşan adam: Bilge Karasu
Kitap: Göçmüş Kediler Bahçesi.

Okunduğu tarih: Göçmüş Yase'nin kendine dönüş günü.

Bu kitabı okuyan herkes bunu bilmeyecek. Tıpkı o kolsuz adamı görüp balığı görmeyecek, benim o günkü acımı hissetmeyecekler gibi. Ama ben sayesinde şu vakit bunu bilecek.

Peki ne değişecek?!

İnsanın Özü - George Derwent Thomson

 Bu kitap yazarın Karl Marx alıntılarıyla sürüp giden kendi yorumlarıyla, birey olarak insanın özünü oluşturan şeyin aslında toplumsal gerçekliğinin olduğunu anlatmaktadır. Toplum içerisindeki ilişki, üretim, çalışma, işbirliği ve emek kavramlarının bizim özümüzü açığa çıkardığı ve genel bir insanlık tarihi gözetildiğinde bir gelişim gösterdiğimiz, toplumsallaştırdığımız anlatılmakta. Sanatın siyasetten ayrışamayacağı ve halka inebilen bir sanatın yeni toplum için sanat anlayışının da egemen olması gerekliliği gibi çıkarımlar bulunmakta.

Sürrealist Manifestolar - André Breton

 Daha önce sadece ilk manifestoyu okumuştum. İkincisi de eklenmiş bu kitaba. 2. Manifesto tam olarak bir manifesto devamı olmamakla birlikte, gerçeküstücü olarak ilk manifestoyu kabul edenlerin sonradan farklı mercilerde söyledikleri ve gerçeküstücülüğe uymayan davranışlarının eleştirisi gibiydi.

Öteki - Fyodor Dostoevsky ,

 Etrafındaki herkesten şikayet etmek için doktora giden Goldyadkin, birdenbire kendinden şikayet etmeye başlayan biri olarak bulur kendisini. Üstelik doktoru dahil herkesin yaptığı da budur. Herkesin istediği de... Şikayet ettiği kişi kendisine tıpatıp benzeyen ismi ve işi kendisininkiyle aynı olan bir Goldyadkin, bazen hep haklı gördüğü tarafları da olması ilgi çekicidir. Pek sevdim ben bu kitabı..

Ziyan - Hakan Günday

 Hakan Günday'ın askerden geldikten sonra yazdığı, askerliğini yapmakta olan bir eri anlattığı romanı. Erin askerlikle birlikte bozulan psikolojisi etrafındakilerin etkisi ya da etkisizliği kaleme alınmış. Şizofreniye varan bir bozuk ruh hali sonrası, sonu Atatürk dönemine varan bir sinirlilik hali... Olması gerekenler ve hayatı olması gerektiği ile birlikte ziyan edenlerin hepsi bir arada...

Genç Bir Şaire Mektuplar - Rainer Maria Rilke

 Kendisine şiirlerini mektupla ulaştıran genç bir şaire cevap olarak yazdığı mektupları. Daha çok şiir, hayat, yalnızlık üzerine denemeler okuyormuş gibi hissediyorsunuz. Güzel bir pazar okuması oldu benim için, tadı hala damağımda :) Remzi Kitabevi'nin 1963 basımını okuduğum kitabın sonunda Rilke'nin birkaç makalesi ve hayatının incelemesini de bulmuş olmak benim için hazine gibiydi. Yeni baskılarda mevcut mu bilmiyorum.


"Alnını indirerek, teper kendinden sınırlayanı, bağlayanı
Geçer çünkü yüreğinden şahlanarak o ölümsüz olan, dönüp dolaşan"

Yazıyla Çiziyle Darwin ve Evrim Kuramı - Yoksun Bırakılanlar İçin - İldeniz Kurtulan , Ümit Kartoğlu

 1987 yılında ilk basımı yapılan kitapta çizgilerle oluşturulmuş Darwin ve Evrim Kuramı (Darwinizm)'in aanlatımı yer almakta. Darwin ortaya koyduğu evrim teorisi yansımalarıyla ele alınıyor. Dönemin düşünürleri tarafından eleştirilen, açıkları tamamlanan, geliştirilen ama hep Darwin'in oluşturduğu ana kurama bağlanan bir dönemi çizgilerle anlatmış. Oldukça açıklayıcı bir kitaptı.

Saatleri Ayarlama Enstitüsü - Ahmet Hamdi Tanpınar

Saatleri Ayarlama Enstitüsü gibi bir enstitü kurmanın öncelikle inanmakla başlayacak bir serüven olduğunu kabul etmek gerekli tıpkı Halit Ayarcı gibi..Ahmet Hamdi'nin eski Türkçe kelimeleri sık kullanarak yazdığı bu romanda dünyanın çeşitli ülkelerinde bu enstitünün kollarının kurulması ve insanlara zaman konusunda bir kılavuz yaratma aşamaları romanın sadece bir yönü...
Bunun dışında Hayri İrdal'ın bazen anlatıcı bazen roman kahramanı olduğu bu romanda, "kitlenin kalite tüketimi", "psikanaliz", "modernleşme", "moda", "otomatizm", "zaman" kavramları ön plana çıkmaktadır.
“Psikanaliz çıktığından beri hemen herkes az çok hastadır."

Tehlikeli Oyunlar - Oğuz Atay

 Oğuz Atay'a başlamak da bitirmek de çok zor. Yazarın çok az kitabının olmasına rağmen hayatımızın her alanına parmak basan öz eleştiri yeteneği paha biçilemez. Tehlikeli Oyunlarda yine bu silahı (öz eleştiri) büyük bir itina ile kullanan yazar, yazdıkları ve yaşadıklarıyla eşine az rastlanır kurgusuyla günler boyu bizi hayattan alıkoyup tekrar onun içine fırlatma gücüne sahip...


Hikmet'in iç ses ve dış sesleri arasındaki o ince çizgi her an aşılmaya hazır önümüzde duruyor roman boyunca. Nefret ettikleri, hayatı, çocukluğu, sevdikleri, kayıpları, kazanamadıkları; yani onu kendisi yapan şeyler...

Tutunamayanlar romanına çok yakın bir işleyişle, hatta sonunu dahi aynı karanlık çukura çıkaran anlatımıyla bize başka bir "reddetme" kitabı bırakmıştır Oğuz Atay.

Herkesin oyun oynadığı ama tek bir kişinin onlarla oyun oynuyormuş gibi ilgilendiği hayatında Hikmet Benol, tehlikeli olan bu oyunda gidebileceği son noktaya dek ilerlemektedir.

Aşka ve Kadınlara Dair, Aşkın Metafiziği - Arthur Schopenhauer

 Aşkın o iki paydaşından biri olan ve sorumluğunu taşıyan kadınlara yergi dolu, aşağılayıcı tanımlamalar kullanarak öne çıkartan Schopenhauer, kadın nefretiyle birlikte bir ilişkiye tarafların zaafları ve eksikleriyle bakılması ve bu şekilde kabul edilmesi fikrinde. Bu fikirde sorun yok ama kadın değinilerini çok sinirlenerek okudum. Aşka ve kadınlara dair alt başlığı ile yayınlanan kitapta, yazar kadın nefretini boşalttığı gün gibi ortada. Kitabın yazıldığı dönemi düşünerek bazı imtiyazlar tanımaya çalışsam da ı - ıh!

Suç ve Ceza - Fyodor Dostoevsky ,

 Acımasız bir katilin işlediği suçun açığa çıkarılmasına kadar geçen sürede "herkesin" ya da "hiç kimsenin" suçlu olmadığının gidip gelmelerinin akıcı bir dille anlatan yazar, Raskalnikov'un portresini etrafındaki insanlar üzerinden çizmeyi başarmıştır. Bu portre bazen ölü olan kadına yapılan atıflarla renklenmiş görülebilir. Bu renkler onu bazen daha suçlu kılmış bazen de bir melek ilan etmiştir.


İnsan psikolojisinin suç ve ceza ekseninde incelendiği bu romanda "ceza" olgusunun kişinin kendisi veya etrafındaki insanlar tarafından anlamlandırılması arasındaki fark sıkça gözlemlenmiş ve romanda farklı bir tat oluşturmuş.

"İyi suçlu" "Kötü bir suç" işlenmiş olup romanda suçun kötü olmasının üzerinde durulduğu kadar iyi suçlunun da iyi olmaya devam ediyor olması bir ironi oluşturmaktadır.

Bir Yılbaşı Öyküsü - Vladimir Dudintsev

 Durmadan geriye doğru akan kurulu bir saat mi yoksa alelade gördüğümüz boyumuz kadar büyük bir baykuş mu zihnimizi canlandırabilir?

İnsan yaşamını sıra dışı bir zamana kurgulayan bu öyküde yazarın "zaman her yerdedir" teması dikkat çekiyor. Herkesin hayatının sona ermesi için beklenen bir süreç var ve bu süreç hiç de sandığımız kadar uzun değil. Sadece hayatının kendisine kazandıracak bir şeyi olmadığını düşünenler için uzun bir süreç. Onların da zaten ne görecek bir baykuşu ne de kurulu saatleri var yanı başlarında.
Öyküde bunu "farkında olanlar" arasında da sezgisel bir temas olması dikkat çekiyor. Herkes herkesin zamanının değerli olduğunu bilir. Ölüme yakın olan uzak olana doğru cisimleşir... Bir baykuş görünümünde algı boyutları gözlerini hiç kapatmadan insanları izlemeye gelir.
Zaman sonsuzluğunda yaşamaya teşvike gelen bir baykuş, bir saat, sizi yaşadığınız hayatın uyarıcı öyküsü olmaya aday "bir yılbaşı öyküsü" adlı öyküyle yanı başınızda. Okuyun ve zamanı hissedin derim.