"Kaplumbağalar da uçar!"

"Ev sanki geçmiş yüzyıllara uzanan büyük, suskun bir ailenin üyeleriyle dolu. Orada, ikinci kişiliğimle yaşıyorum ve yaşamı geniş anlamıyla, bir var olan bir yok olan bir şey olarak algılıyorum."

-Carl Gustav Jung-

20090823

tekrarlayan kabuslarım ve irade meselesi


Kapkaranlık bir odada burada neden tekrar tekrar bulunduğumu bilmeden ışık kovalıyorum. Karanlık gözlerimin içine dek işlemiş, tek bir ışıltı, parlaklık olmaması benim kovalamacamın anlamsızlığına vurgu yapıyordu. Tekrarlayan kâbuslara karşı her zamanki gibi hazırlıksızdım. Tekrarlanmaları ondan korkmamı engelleyen bir unsur olmak yerine daha çok korktuğum bir şey halini almalarına sebep olmuştu. İnsan kâbuslarına alışamıyordu. Zihnimden geçenleri karanlık bir resmin üstüne oturtmaya çabalıyordum. Karanlık odada elimi nereye atsam kocaman bir boşluk hissederek ya da beklediğimden daha sert bir cisim el ve ayaklarıma çarpıyordu. Hissettiğim acıyı es geçip karanlık resmin içinde bir ışık aramaya devam ediyordum. Aradığım ya odayı aydınlatacağına inandığım bir lamba ya da ışığından faydalanabileceğim telefonum oluyordu. Üç ya da dört, hatırlamıyorum. Devamlılığı ürkütücü... Bulamıyorum hiçbir şey. Bir şeyler oluyor, nefes nefese uyanıyorum. Karanlık aynı karanlık, korkusu aynı korku... Ama uyanış bu defasında daha bir korkutucuydu. İnsanlar rüyalarına toz konduramadıkları için ürkütücü olanlarına "kâbus" adını vermişler. Kimse güzel bir rüyadan kendi kendine uyanmaz, hep bir sebep vardır uyandırılma şekline dair. Kâbuslarsa bizim kendi kendimizi rüyamızdan dışarı çıkmak için zorladığımız sonuçlarla gelir. Bir çığlık, derinden alınan nefesler ya da ter içinde kalmış bir beden. Bunların üçünü birden hissettiğim bir andı tekrarlayan kâbusumdan en son uyandığım an. Kendimi ayakta bulmuş attığım çığlığın şiddetinden ev ahalini yanı başıma toplamıştım. Sesimi duyamayan ben, parçaladığım şeyleri hissetmeyen yine ben... Yerini, yönünü sadece karanlık olduğu için bulamayan ben... Nefret ediyorum karanlıklardan. Karanlıkta yürümek ve yol almaktan. Daha çok da kâbusumdaki karanlık resmi tekrar tekrar önüme koyacak bilinçaltımdan.



İnsan gerçek hayatta pek çok şeye irade koymayı öğreniyor yaşla beraber. Büyüyoruz ve öğreniyoruz. Engel oluyor ya da daha fazlası için kendimizi zorluyoruz. Sınırları ölçüyoruz. Kendimizi tanımlıyor bir iki cümleden her zaman daha fazla cümleye sığabilmek için cisimleşiyoruz. Fakat en son "hastalık" için irade koymanın anlamsızlığını fark etmiştim. Ne kadar yaşamak istesen de ölüyorsun belki de... Hasta bir bedene sadece daha iyi hissetmek üzerinden irade koyabilen biz, ona daha iyi olacağının kesin emrini veremeyen yine biz. Çoğu hüsran ve acıyla sonuçlanan hastalıklara maruz kalmış insanların etrafımda bugüne dek onlarcasının gelip geçmiş olduğunu gördükten sonra, imkansızlığını kabul etmiş ve sesimi kesmiştim. Moral dediğin düzelirdi ama hastalık buna ömür boyu asla bağlı değildi.



Karanlık resimli tekrarlayan kâbuslarımı anlamlandırmak için de çok uğraştım. "Yardım almalıyım belki"yi bile kullandım. Sonra üzerine düşündüm. Anlamlandırmaya çabaladım. Pek çoklarına göre "oldukça" mantıklı sonuçlara ulaştım. Ama kesinliği hakkında kimsenin kanısını alamayacağımı anladığım an vazgeçtim. Belki bugün, bu gece bu kâbusu görmeyecek olmam benim bu çözümlemelerimin neticesidir. Ama bu yarın görmeyecek beni garantilememektedir.



Uğraşmıyorum karanlık resimli tekrarlayan kâbusumla artık ya da hastalığı vahim olan biri olacağımda kendimden yardım alırsam olacak bu iş umuduyla, ama biliyorum bunun dışında baş edemeyeceğim şey yok şu hayatta!



Not: Sadece tekrarlayan kâbuslarımdan söz etmek istemiştim.



Bir de seneler önce ölen amcamdan.




9temmuz'09

0 yorum:

Yorum Gönder

Related Posts with Thumbnails
haberler haberler