20220503
gürültü çağında sessizlik / erling kagge
20220427
peri gazozu / ercan kesal
Peri Gazozu, Ercan Kesal'ın hekimlik görevinin ilk yıllarında Anadolu'nun çeşitli kasabalarında yaşadıklarını öykülemesi üzerine bir kitap. Ercan Kesal'ı hem oyuncu - yönetmen olarak hem de söyleşilerini de takipte biri olarak bu kitabındaki öyküleri sohbet eder gibi konuşma diliyle yazmış diyebilirim. Edebi bir kaygı olmaksızın, mesleğini büyük bir özveri ile yapan ve özeleştirisini de iyi yapabilen birinden öyküler okumak keyifliydi. Kitabı okumaya başladığımda yine kendimle ilgili hali hazırda da devam eden olumsuz bir durum ile cebelleşiyordum. Bir arkadaşım "kitaptaki öyküler biraz canını sıkabilir, karanlık gelebilir" dedi. Ben de "ne can sıkıcı değil ki" deyiverdim. Gerçekten de tüm öyküler, hayata karşı belki de bize anlatarak ya da film senaryosu yazarak direnmeye çalışan başka birinin kaleminden çıkmıştı. Direnme, dayanma, katlanma şeklimizi kendimiz belirliyoruz nasılsa... Bir hekimin dilinden varoluş sancısı okumak isterseniz doğru kitaptasınız...
20220418
senin hakkında yedi şey düşündüm / berrak yurdakul
kitaplığımı yerleştirirken / walter benjamin
ömür boyu esenlik / pascal bruckner
akış / mihayl csikzentmihayli
cahil hoca / jacques ranciere
bir aşk söyleminden parçalar / roland barthes
tatar çölü / dino buzzati
harman yerinde aşk / d.h. lawrence
günlük ritüeller 2 / mason currey
günlük ritüeller / mason currey
simulaklar ve siulasyon / jean baudrillard
nevrozlar ve insan gelişimi / karen horney
nohut oda / melisakesmez
20170503
Yaşama Sanatı: Dünya Tinsel Geleneklerinde Gündelik Hayatın Estetiği
YAZAR:Crispin Sartwell
"Neyin resmini yaptığınızın önemi yoktur. Önemli olan resim yaparken olanlardır." Audrey Flack
Bu alıntıyla birlikte “sanat yapılan şey değil, yapılanın nasıl yapıldığı meselesidir.” cümlesini birleştirin ve kendini vererek yapılan şeyleri mümkün olduğunca sanat olarak tanımak, tanımlamak, kutsamak ve yaşama bu şekilde katmanın anlamları üzerine düşünün…
Dünyanın bilimum tinsel geleneğini bir kenara koyun. Birçoğuna yabancıyım ve tanımıyorum, okudukça tanımadığımı da hissediyorum ama bu söylenenlerin gerçekliğini bilecek kadar içindeyim aslında tüm o varoluş deneyimlerinin. İzm’lerden haz etmezken, aslında birilerinin kendisini iyi hissetmek için içinde olduğu tüm öğretilerini içtenlikle hissedeniyim bence. Tüm mesele aslında size neyin iyi geldiğini bilmek değil midir, bunun üzerinde durmak değil midir? "Tinsel"le, derinlerdeki insani deneyimi, dünyadaki huzur deneyimini paylaşmayı kastediyorum, diyor yazar. Bunun için yapılan her şeyi sonuçtan çok seyrinin bir estetikle bütünleşmesi ve bunun da her daim içerisinde olduğumuz yaşamın bir sanat alanına dönüşmesinden bahsediyor. Kitabın ilerleyen bölümlerinde müze ve galerilere hapsedilen sanatçılıkla ilgili oldukça iğneleyici bir üslup takınıyor, dalgasını geçiyor. Üst üste ortaya atılan batıya özgü sanat akımlarının hepsinin birbirini çürütmek ya da yanlışlamak için var olduğundan söz ediyor. Benim için bu kısımlarla kitap etkileyiciliğini yitirdi. Bana kalırsa insanlar iyi hissettikleri şekilde var olmanın yolunu kendileri belirlemeliler ve bu yolun tartışmaya açık olmaması gerekir. İç huzurun insana getirdiği yaşama estetiği ve coşkusunun çoğaltılabilir olduğunu görmesi gerekli. Bazen bir yemek yaparken, bazen kahvemizi yudumlarken ya da bir galeriyi gezerken.. Evet galerileri Ankara’da iken daha çok gezerdim. Bir nevi benim için izole edilmiş alanda da olsa; bir başkasının dünyasında kafamı güneşlenmeye çıkarmışım gibi bir his eşlik ederdi. Öyleyse bu galeriye kapatılan sanatın yanlışlığı nerede? O sanatçının tüm o resimleri yaparken ki hissettikleri nerede? Bu kısımlarda yazarla ters düştüm elbette. Ama diğer anlatmak istediğinin tam içinde olduğum için doğrulayabildiğim kısımlarını hayranlıkla okudum. Toplamda altı ayda, hem de hiç acele etmeden, uzun uzun boşluklar koyarak elime aldım, yanımda dolaştırdım, yüz sürdüm, kitapla nefes aldım. Galiba kitaplığımda ilk kez çizikler attığım, notlar aldığım kitabım oldu. Belki çok öznel bir durum; ama bence benim için, hayatımın şu aşaması için kesinlikle bütünleştiğim bir kitap.
“Ben bütün dünyanın huzurundan, bir bütün olarak dünyayla iç içe geçme ve özdeşleşmenin bir sonucu olarak huzurdan bahsediyorum. Bu, bence, nerede ortaya çıkarsa çıksın ve kendisini ister dinsel, estetik isterse de teknolojik olarak dışa vursun, sanatın en temel işlevidir.”
“Şimdi yapmakta olduğumuz aynı eylemleri yapıyor olacağız belki, ama o eylemleri üzerlerine bilinçle yoğunlaşarak yapacağız. Yaşama biçimimizin dışsal herhangi bir olgusu zorunlu olarak değişmeyecek belki, ama bizim bu olguları kavrayışımız derinleşecek, yaşama bağlılığımız artacak, hayatımızın manevi boyutu canlanacaktır. "Hayata dönmüş" olacağız, zaten yaşamakta olduğumuz hayatlara daha eksiksiz olarak döneceğiz."
20170409
Fences (2016)
Hayatımızı sadece kendi anladığımız şekilde anlatabiliyor, kendi öğrendiklerimizle yaşayabiliyorken bu kadar farklı insanları bir araya getiren bir aile olmak aslında çok zor. Bu aile olma fikri bir de toplumsal cinsiyet rollerini oldukça yoğun hissettiğimiz sorumluluklarıyla birlikte geliyorsa; bazen razı, bazen de isyan halinde olmak kaçınılmaz oluyor. Bu filmde de isyanların olagelenlerin başlangıcında boy göstermediği için çok çok sonra açığa çıkmasını görüyoruz. Filmin sonuna doğru eşi de bunu doğruluyor. Evet, o böyle sert, kuralcı biriydi, belki hayatının tek amacı evin çitleri onarmaktı. Ailesini içine aldığı yaşamında evin çitlerini onaran kişi olduğu için önemli olmak istiyordu. “Ve ben de onun karısı olarak bu hayatı böyle kurgulamasına hep izin verdim.” Çünkü eşinin hep güçlü görünme isteğini, evet o güçlü diye onaylıyordu… Çocuklarının kendi istediği hayatları dahi yaşayamaması bu çitlerin içinde özgür olamaması, belki de özgür olmasını istediği için evden kovmasına kadar varabilen ince ince işlenmiş birçok metafor anlatım vardı. Çok güzeldi, çok…
20160925
Böyle bilinsin
Eğer bu bir yolsa, rotası kimsede yok biliyorum. Herkesin o çok bildiği her şeyi içeren ama kimsenin yapmadığı şeyleri yaptıranlar var ruhunda. Kocaman kocaman ağaçları var yolun. Yolun küçücük fidanları da olsa değişmeyecek esintisi...Ama uzaklardan esen, içimizi titreten ne yol ne ağaçlar bilinsin.
Bulunduğun yerin önemi yok derler ya hani, tam öyle yerlerin hepsi ayrı güzel, hislerin varoluş şekli güzel. Ağaçlıksa yol, ne ağaç yaprağı götürmek istiyorsun eve, kuraklıksa da su taşımaya lüzum bile yok... Öyle güzel havası, sesi, tınısı...
İçinde belki çok korkunç şeyler vardır da onları görmek için iki göze gerek yoktur. Hislerin yanıltmıyorsa seni - ki bundan eminim- doğru bir yerdeyiz. Doğrunun rotası yok bilmelisin. Herkesin doğru olsun diyip geçtiği, yanlışı süblimleştirdiği dünyada bu da doğru... Böyle bilinsin isterim.
20151014
Amerika'da alabalık Avı - Yazar : Richard Brautigan
Akıcı ve okurken keyif veren, bittiğinde zihinde birkaç toz birikintisi bırakan bir kitap. Kuşkusuz ki hayat gibi, dolaysız yaşamak gibi… Daha önce de benzettiğim üzere Jim Jarmusch filmi izlemek gibi…
"Aynı şey benim de başıma gelmişti. Yaşlıca bir kadını alabalık nehri ile karıştırdığımı hatırladım ve ondan özür diledim.
"Afedersiniz" dedim. "Sizin bir alabalık nehri olduğunuzu sandım."
"Değilim." dedi.
Çürümenin Kitabı - Yazar : E. M. Cioran
Çok sert bir dille bireyci merkezden irdeliyor insanı Cioran. Okunması gereken ve attığı tokatları hissettiren gerçekçi bir kitap.






