20220622
kumkurdu - asa lind
cinsiyet ve psikanaliz - sigmund freud
hayatın anlamı - terry eagleton
bir fındık kırma projesi - robin rinaldi
yeni duyarlılık kadına ve erkeğe dair - anais nin
kanlı düğün - federico garcia lorca
kurtlarla koşan kadınlar - clarissa p. estes
dehşetler ve uzmanlar - adam philipps
bir delinin hatıra defteri - nikolai gogol
romeo ve juliet - william shakespeare
parfümün dansı - tom robbins
divan - irvin d. yalom
rüyalar - c.g.jung
düş dokumacısı - douwe draaisma
özgürleşen seyirci - jacques ranciere
yasak olmayan hazlar - adam philipps
20220607
Son Bakışta Aşk - Walter Benjamin
Son Bakışta Aşk : Walter
Benjamin’den seçme yazılar kitabı Metiş Seçki dizisinden yayınlandığı
için dizi ve kitap isminden de anlaşılacağı üzere Benjamin’in birçok
farklı başlıkta toplanan görüşlerini bir araya getirmiş bir kitap.
Nurdan Gürbilek editörlüğünde bir araya gelen metinlere Walter
Benjamin’den daha evvel okumuş olduğum Tek Yön, Fotoğrafın Kısa Tarihi
kitapları ve Cogito (52) : Walter Benjamin sayısı sebebiyle aşina
olduğum ve çok sevdiğim metinleri ve yenilerini tekrar okumuş oldum.
Nurdan
Gürbilek’in sunuş metni oldukça kıymetliydi benim için. “ Birçok
bakımdan : Nesneleri soyutlamanın sağladığı imkanlarla değil, onları tek
tek tanıyarak, biriktirerek anlamaya çalışır. Bilgidense, bilgeliğe
düşkündür. Yazıyı ya da okumayı bir amaca ulaşmanın bir aracı olarak
değil, kendi başına bir deneyim olarak görür. Her yazısında kendisini
konusuna, önceki yargılarını neredeyse tümüyle unutacak kadar teslim
eder. Tutarlı bir sisteme ve kuramsal açıklığa ulaşmayı hedeflemektense,
düşüncesinin gergin, belirsiz uçlar arasında salınmasından bir şey
umar. Hakikati zihinsel bir bütünden çok, yıkıntılarda, eski sistemlerde
arta kalanda, kırık dökük parçalarda arar. Doğayı kültür tarihinin
parçası olarak değil, kültürü doğal tarihin bir parçası olarak görür.
Adorno, bu sonuncusunu tam da denemeciye özgü bir özellik olarak ele
alacaktır. “
Ah işte tam da böyle olmak benim yıllardır üzerine
gittiğim ve çok sevdiğim “amatör”lüğün doğası için nice anlamlar
içeriyor. Mükemmel ya da “olmuş” olandan ziyade olmakta olanın ve o
süreçteki türlü hata ve salınım özgürlüğünün insanı oluş içerisinde
anlamlandırmasını ve bunu kabul eden zihinleri çok etkileyici buluyorum.
Bu durum hangi hal içerisinde olursak olalım “eşitliği” de çok rahat
sağlıyor…
“Bugünlerde kimse becerisine fazla bel bağlamamalı. Gücün kaynağı doğaçlama…”
Doğal
tepkiler, heyecanla yapılan anlatımlar, içi dolu dolu bir merhaba demek
bile çoğu kez amatör görünen ama içerisinde türlü duygu geçişini açmaya
çalışan diyalektik bir durumdur. ..
Bu halleri gerçeküstücülük
bölümündeki söylemleriyle teyit eder Benjamin. “Sarhoşluğun gücünü
devrime kazanmak – işte tüm kitapları ve çabalarıyla gerçeküstücülük
bunun peşindedir. En özgün görevinin bu olduğunu söyleyebilir. Her
devrimci eylemin içinde bir kendinden geçme öğesi olduğunu bilmek onlara
yetmez. Bu öğe, anarşik olanla özdeştir. Ama yalnızca bunu vurgulamak,
yöntemli ve disiplinli bir devrim hazırlığını, tümüyle alıştırma ve
peşin devrim kutlamaları arasında salınan bir pratik karşısında arka
plana iter. Sarhoşluğun doğasının yetersiz, diyalektik olmayan bir
biçimde kavranması da buna eklenir. En şaşkın haldeki şairin, ressamın,
şaşıranın tepkisi olarak sanatın estetiği, bazı tehlikeli romantik
önyargılara saplanır. Gizli gerçeküstücü, düşsel yetenek ve olgularla
ilgili ciddi bir araştırma, romantik bir kafanın hiçbir zaman
kabullenemeyeceği diyalektik bir örgüyle mümkündür ancak. Abartılı bir
duygusallık ve bağnazlıkla esrarengiz olanın esrarını vurgulamak bizi
bir yere götürmez. Esrarı ancak gündelik hayat içinde bulduğumuzda, yani
gündelik olanı anlaşılmaz, anlaşılmazı da gündelik olarak gören
diyalektik bir bakış sayesinde anlayabiliriz."
Alis, Harikalar Diyarı'ndan Tüymüş Bulunuyor: Kadınlardan Gülümseyen Öyküler
Birçok
kadın öykücünün sıradan kadınları anlattığı leziz öyküler. "Kadınlardan
gülümseyen" öyküler ismi bile nasıl derin anlamlar içeriyor... Tüm
kargaşasına rağmen hayata gülümsemeyi başarmış öyküler paylaşılmış bir
yerde... Sabahları erkenden kalkıp servisi beklemek için durağa her
zamankinden daha erken gitmeme sebep olan bir kitaptı... İşe gidene dek
bir öykü okuduğumda bir başka kadınla, hayata dair "içim kıpır kıpır,
deniz kıpırtısız" bir sohbet tadını bu kitaba iliştirmişler.
Benim
için en anlamlısı ise A. Şebnem Soysal ile karşılaşmamdı. 13-14
yaşlarındayken psikoterapi gruplarına katıldığım çocuk psikiyatristim
"Şebnem Abla", Psikeart dergisi yazılarını okurken -bilmem neden-
olmamıştı ama gülümseyen öyküsüne denk geldiğimde artık benim için
"Şebnem" olmuştu.. Bin sevgi olsun kendisine..
Ağaçlar - Hermann Hesse
Ağaçlar kitabı kendimi
bibliyoterapiyle teskin etmeye çalıştığım bir dönemimde karşıma çıkan ve
"Hermann Hesse iyi ki var" dediğim ve minnetle okuduğum bir kitap oldu.
Bu
kitaptaki metinler Hesse’in tüm eserlerinin bulunduğu 20 ciltlik
baskıdan derlenmiş. Okurken bir yerlere kestane ağacı dikmek, ıhlamur
gölgesinde soluklanmak veya bir meşe ağacı bulup bir kez daha dönüp
bakmak istiyorsunuz... Çoğunlukla bulamıyorsunuz tabii ki o ayrı; ama o
duyguyu tekrar tekrar da olsa bir an evvel deneyimlemeyi istiyorsunuz.
Bu çerçevede şiir ve denemelere yer verilen kitabın kıymetli ve yeşil
ağaç illüstrasyonlarıyla da renklenmesi oldukça keyifli olmuş. Kolektif
Kitap iç kapakta sayfa düzenini yapan kişinin adını yazmış (Semih
Büyükkurt) ama illüstrasyonların sahibi hakkında bir bilgi paylaşmamış,
bu cidden büyük eksiklikti bence…
Birinci Dünya Savaşı'nda Alman
militarizmini protesto etmek için İsviçre'ye yerleşen, İkinci Dünya
Savaşı'nda hem Nazilerin hem de antifaşistlerin ağır eleştirilerine
maruz kalan Hesse, bu derleme kitabındaki metinlerde de hissedildiği
türde ağaçları otobiyografik öğelerle anlatmakta. Hayatının büyük bir
bölümünü geçirdiğin bir yerden ayrıldığında insan yeni yere alışmak için
önce eşyalara, sonra mümkünse doğaya anlamlar yüklüyor. Beni de bu
bibliyoterapiye iten şeylerden birinin bu bağlılıklar olması, kitabın
tesirini oldukça arttırdı diyebilirim. Bağlılık ile bağımlılığın
arasında kalın kalın çizgiler var bir yerde. .. Bağlı olmayı istemek
sizin hayatla kurduğunuz o görünmez ipleri temsil ediyor. Birini sevmek
de, hayatımdaki birlikte yaşamayı tercih ettiğim kitaplarım ve eşyalarım
da aslında bu bağlara işaret ediyor.
Hermann Hesse bir yerde
hep aynı yere tatile gidenlerin aslında iyi insan olduğunu ama bir
gezgin olmadığından söz etmiş. Amaç bir gezgin gibi sürekli yeni yerler
keşfetmek de olabilirdi bunu da anlıyorum; ama aslında sonuç
vedalaşamamak… Vedalaşamadığın için yüklediğin anlamlar ve aldığın haz
“gidiyorum ama yine geleceğim” tadı bu hazzı katlamakla, yeniden
yaşanabilir kılmakla ilgili değil midir? Hep aynı yere tatile giden biri
olarak da bu tür bir seremoninin parçası olduğumu kabul etmiş oldum
kitapla… “Duyusal bir şey değil derinden hissediyorum doğa ile aklın
etrafımda ve içimdeki sınırını.”
“…Dönerim yine usulca alıştığım şeylere
Duyarım uyuyana kadar gençlik şarkımın çınladığını”
(Rüzgarlı gece şiirinden)
Yaratma Cesareti - Rollo May
Yaratma
Cesareti kitabını haftalar evvel elime aldım ve okumaya başladığımda
ilerleyemediğimi fark ettim. Rollo May’in bu durumla hiçbir ilgisi
olmadığını anlamam ise oldukça zaman aldı. Çevirmen Alper Oysal,
“Yaratma Cesareti üzerine” adında bir kitap yazsa bu kadar uzun
yazabilirdi. Tam tamına 33 sayfa onun bana aptalmışım ve okuduğumdan
hiçbir şey anlamayacakmışım gibi muamele etmesiyle geçti. Rollo May’in
metnine geldiğimizde ise sürekli verdiği dipnotlarla bu süreç devam
etti. Farkındalık, esrar, otantik, gebe kalmak ve daha nice kelimenin
anlamlarını dipnotta vererek ve bu dipnotları yarım sayfaya kadar
uzattığı görülerek bir şekilde bu kitabı eline almış okura cahil
muamelesi yaptığı için çok rahatsız oldum. Bütün bunlardan sıyrılıp;
önsöz ve dipnot(ç.n.) okumayacağım, çevirmenin ukalalığını unutacağım
dediğimde, kitaba 10 hafta sonra tekrar döndüm…
Ve cidden, hafta
sonu hobilerinizden bahsetmeyen, pazar günü ressamlığını es geçen, boş
zaman aktivitesi olmayan yaratıcı sürecin bilim insanlarının,
düşünürlerin oluş emeğinde yatan, bir annenin çocuğuyla normal
ilişkilerinde ortaya çıksa bile çizilip sınırlandırılmaması gereken,
varlığın ortaya çıkma sürecini ifade eden bir kavram olarak karşımıza
çıkıyor yaratmak…
Yaratıcı sürecin “karşılaşma”nın yoğunluğu ile
ortaya çıktığının anlatıldığı kısmı oldukça duyumsadım diyebilirim.
Yaratmanın kapılıp gitmek, gömülmek, emilmek, dalıp gitmek gibi yoğun
bir farkındalık ve bilinç artışı ile nitelendiğinden bahsediyor. Bir
çocuğun oyuna dalıp gitmesiyle eşleştiriyor… Dans etmeye de benim
benzettiğim bu tanımları, kendi üretimlerimde yaşayan biri olarak
rahatlık, huzur ve çevremizde olan bitene kayıtsızlaşma olarak da
görebiliriz. Kaygı ya da korkudan arınmış tamamen akmakta olan bir
coşkuya kapılarak gerçekleşiyor. Bitiminde hissedilen mutluluk ve
tatminin yaratım sürecinde hissedileni ise aslında coşkuya iten bir
rahatsız olma durumudur diyor. Yaratma coşkusuna tutulmak isteyen biri
öncelikle kaygısıyla yüz yüze gelmelidir açıklamaları ile devam ediyor
metin. Burada Rollo May, Picasso’nun bir cümlesini alıntılıyor “Her
yaratma edimi, ilk önce bir yıkma edimidir.” Ne zaman önemli bir fikrin
ya da sanatta önemli bir biçimin öne çıkması söz konusu olsa bu yıkma
edimi olmadan gerçekleşmesi neredeyse imkânsızdır diyor.
“Yaratıcılık, bilinci yoğunlaşmış insanın kendi dünyasıyla karşılaşmasıdır.”
Bilinç
eşiği ve bilinçdışından gelen yaratıcılığın sadece sanat, şiir ve müzik
için değil, uzun vadede bilim için de aslolduğunu ileri sürüyor.
En
çok hoşuma giden kısım ise, çelişkinin yaratıcılık için bir dip dalgası
olduğunu anlattığı kısımdı. Çelişki sınırları görür ve sınırlarla
mücadele gerçekte yaratıcı üretimlerin kaynağıdır diyor. Akılsız kişiler
kendisiyle çatışmanın kendi içinde bir uyuma vardığını anlamazlar
diyerek sürdürüyor. Sınırlar olmadan yaratıcılığın ortaya
çıkamayacağının anlatımını, Bauman’ın kısıtlanmadan özgürlüğün ortaya
çıkmayacağını anlatmasını benzettim diyebilirim.
Rollo May’in
yazdıklarını baştan sona keyifle okudum ve sonrasında dahi önsözü okumak
içimden gelmedi. Psikoloji alanında çalışmaları olan May’in diğer
kitaplarını zaman içerisinde okumak için listeme ekliyorum.
Amatör Kamera Gerçekliği İmge, Algı, Araç -Selda K. Hızal
Amatör Kamera
Gerçekliği kitabı Selda Hızal’ın 2011 yılında yazdığı Yüksek Lisans
tezi olup 2012 yılında Agora Kitaplığı tarafından kitap olarak
yayınlanmıştır. Yazarın yayınlandıktan sonra, onca sene boyunca sosyal
medya aracılığı ile internet ortamındaki görüntü paylaşımlarına dair
bilgilerle güncellememiş olması ise beni oldukça üzdü. Kitabın tv
haberlerinden öte bir anlatımı maalesef yok.
Gözümüzle görmeden
inanmadığımız süreçlerden bugün "gördüğümüz her şeye inanmalı mıyız"
sürecine hızla yol aldık. Teyit etmek için bilinçdışı olarak pek çok
argüman üretiyor ve kendi kendimizle o görüntünün gerçek olup olmadığı
sorunsalı üzerine mücadele veriyoruz. Selda Hızal ise bu mücadelenin
profesyonel kurgulanmamış, amatör üretilmiş görüntüler üzerinden en aza
indirgendiğinin altını çiziyor. Nasıl ki bizim bir mobese ya da herhangi
bir alanın güvenlik kamerasına güvenimiz profesyonel bir çekimden daha
fazlaysa durumun ona doğru hızla ilerlediğini belirtiyor. Sonrasında ise
bu amatör çekimlerin gerçekliğinin önkabulunün kanıksanmasıyla
Baudrillard’ın etkisi ile simulasyon olabileceği üzerine duruyor.
Saddam’ın idamı örneğinden hareketle bize açıklamalarda bulunuyor.
Seneler
evvel Almanya’da geçirdiğim bir süre içerisinde bir Alman kanalında
haberleri izlerken “sıradan” bir kaza görüntüsünün bile ne çok
profesyonellik barındırdığını görmüş ve ister istemez Türkiye ile
kıyaslamıştım. Ellerinde nispeten iyi cihazlar olmasına rağmen o haberi
yine de “amatör” olarak çekiyor ve izleyenlere o an oradaymış hissi
verecek bir gerçeklik elde ediyordu Türkiye. Almanya’daki haberde ise
bir film izliyormuş gibi hayranlıkla izlemeye koyulduğumu ve anlamadığım
o dilden keyif aldığımı hatırlıyorum. Kitabı okurken sık sık bu
kıyaslama geldi aklıma. Hangisi ne kadar doğrudur “hala” bilmiyorum…
Son
dönemde en çok düşündüğüm şey, elimizdeki tüm görüntü ve video alabilen
cihazların elektronik ortamda üretilen resmi belgeler gibi bir e-imza
doğrulama koduyla web ortamına yayılması gerekliliğidir. Bu e-imza
tarih, yer, zaman damgaları ile donatılacak ve kişi üzerinden de
doğrulanabilir tekil bir kodu ile sunulacak.
Bu fotoğraf, herhangi
bir şehrin manzarasının fotoğrafı dahi olsa seneler sonra o şehre ait
bir görüntünün arşivlenmesini sağladığı gibi, bir siyasetçinin de
aslında var olmayan konuşmalarının web üzerinde yayılmasını engelleyecek
bir uygulamaya sahip olurdu... ve daha aklımıza dahi gelmeyecek zilyon
şeyin de kapısını açardı diye düşünüyorum.
Hep Aşka Dair: Yeni Vizyonlar- bell hooks
Kitabı
okuduğum her an daha evvel okumuş olduğum Erich Fromm'un Sevginin ve
şiddetin kaynağı kitabına gittim. Çok uzun yıllar önce okumuş olduğum
için tekrar okumak üzere bir plan da oluşturdum. Bu kitap ise Feminizm
Herkes içindir isimli pek sevdiğim kitabın yazarı Bell Hooks'un. Kendisi
de Erich Fromm'a atıflarda bulunuyor. Bunu okumuş ya da okumaya
niyetliyseniz size önerebileceğim bir başka kitap da Arno Gruen'den
İhanete Uğrayan sevgi ve sahte tanrılar kitabı olacak.
Bell Hooks
kendi ilişkileri çerçevesinde bize neyin olmaması gerektiğine dair
sağlam tiyolar veriyor. Bu kısımlar oldukça keyifli teoriden çok pratiğe
dökülen bir ders gibiydi. Salt sevgiden bahsederken yalnı olmak kolay
ve hayatı kolaylaştıran bağışlayışı ve geliştirici bir şey. İkinci bir
kişi devreye girdiğinde ise bu tamamıyla bir iktidar öznesi olan sevgi
olma yolunda ilerliyor.
Bazen Bahar - Melisa Kesmez
Çok sevdiğim bir dostumun hediyesi olması sebebiyle tanıştım Melisa Kesmez ile. Benim için gerçekten çok keyifli bir iki gün haline geldi kitap. Sanki ben yazmışım da aradan zaman geçince okuyormuşum gibi yakın buldum kendime. yalnızlığın o kadar da yalnız bir şey olmadığını anladığım bahçelerin, yolların, tatillerin, şehirlerin kitabı gibi geldi bir an. Diğer kitaplarını da okuyacağım. Nohut Oda'yı çok merak ediyorum.