Herhangi bir düşünceyi öne çıkarmadan, çıkarmaya çalışmadan, yalın bir anlatımla, özgün bir kurguyla, çağdaş dünyayı ve insanlarını, derinlemesine öyle bir ustalıkla sorgulayıp, yargılar ki, çirkinliklerini düşkünlüklerini öylesine apaçık sergiler ki; aynı dünyada yaşayan her birimize ayna tutan bir yapıt.
Romanın kahramanı eski avukat Jean Baptiste Clamence'in öyküsü aracılığıyla, kendini tehlikeye atmadan yaşayanların öyküsünü anlatır...20230130
Yüzleşme -Sandro Veronesi
Çocuk kitabı yazarı Gianni ödül aldığı günün akşamına kadar sakin ve kaygılardan uzak bir hayatı vardır. Bir taksi şoförüyle esrarengiz bir şekilde karşılaştıktan sonra, geçmişinin sırlarıyla, kimliğiyle, var oluşuyla, korkularıyla yüzleşmeye başlar.
Babasının bir Casus ajan olduğunu, karısının onu aldattığını, annesinin ondan her şeyi sakladığını, kendisiyle yüzleşmesine fırsat verecek her şeyi sırayla öğrenir.Kurtlar İmparatorluğu - Jean-Christophe Grangé
Grange kitapları benim birkaç gün içerisinde bitirdiğim kitaplar oldu hep. Çok fazla sayfalı kitaplara karşı ön yargılarımı kırmama vesile olan, lise bitimi üniversite başlangıcı yıllar arasında okuduğum kitaplar, macera polisiye türünde. Bence bu tür kitaplar insana analitik düşünme yetisi kazandırıyor. Kütüphanede okumayı sevmiyorum, sadece sürükleyici kitap okuyabiliyorum diyenleri yönlendirdiğim bir yazardır kendisi. Şu an elime Grange kitabı geçse zaman kaybı derim ama o dönem benim için oldukça anlamlı bir okuma seyriydi. Kalaşnikof'un ne olduğunu Goran Bregovic'ten önce Grange'dan öğrendim ben :P
Kar Kurdu - Glenn Meade
Mr. Massey babasının ölümüyle ilgili esrarı çözememiştir. Evde babasına ait Kar Kurdu Operasyonu ile ilgili bilgiler yazılı kağıtlar bulmuştur. Olaylar gelişir..
Uyku Evi - Jonathan Coe
Narkoleptik hastası (düş ile gerçeği ayırt edemeyen) Sarah, romanın baş kahramanlarından. 83 Yılında öğrenci yurdu olan binaya, 93 yılında klinik açılır ve entrika ve macera ögeleri ile roman gelişir. İki farklı zaman üzerinde gidip gelmeler yaşanır romanda. Kurgu oldukça keyifliydi. Sinemaya uyarlandı mı bilmiyorum ama sinema kareleri gibi aklımda kalan sekanslar var diyebilirim.
Morgue Sokağı Cinayeti - Edgar Allan Poe
Morgue Sokağı Cinayetinde çok esrarengiz bir şekilde işlenen cinayetin aslında basit anahtarlarla çözümlenmesi anlatılıyor.
Kuyu ve sarkaçta ise engizisyon mahkemesinde yargılanan adamın korkutucu ve inanılmaz şekilde yargılanması.Özellikle bu öykünün aklımdan hiç çıkmayacak denli müthiş bir anlatımı vardı.Yanık Portakal - Charles Willeford
Kitap sanat eleştirmeni olduğunu söyleyen ve hayatını gayet sanat kaygısı içerisinde idame ettiren bir adamın hayatını anlatırken, Ayrıntı Yayınları'nın kara ayrıntı dizisine yakışır şekilde yavaş yavaş gerilimin tırmandığı ve hırsların ön plana çıktığı bir seyre dönüşür.
"Hayatının dörtte üçünü dünyadan uzaklaşıp kabuğuna çekilerek geçirmiş her sanatçı ya sürrealisttir ya da deli."
"Üç ressam bir kahvede buluşup geceyarısına kadar dostça tartıştıktan sonra bir hizip kurmaya karar veriyor, gecenin şarap ve fikir yüklü geç saatlerinde bir sayfa kağıda manifestolarını çiziktiriyorlar, gün doğduğunda birbirlerinden nefret ediyorlardı."
Ben Bir Feministim - Alice Schwarzer , Simone de Beauvoir
Yazarın, Simone ve Sartre ile söyleşisinin metne aktarılmış hali. Oldukça keyifli ve öğretici, hatta ilişkilere bakış açınızı, -en iyimser tanımımla hala içinizde taşıdığınız geleneksel kodları dahi-, altüst edecek düzeyde bir söyleşi. Sartre ve Simone'un birbirlerine duydukları saygıdan doğan entelektüel bir aşk. Birbirini besleyen, irade, hüküm tanımlarını reddeden ve hayata katılımlarını zarif dokunuşlarla arttıran, özgürlük aşığı iki insan.. Simone'un çocuk, evlilik hatta aynı evde yaşamayı reddetmek üzerine söyledikleri o kadar anlamlı ki. Ev bile insana bir kenetlenme sunuyorken, bunun içerisinde biriyle daha yaşamaya zorlanmak yerine otel odalarında kalmayı yeğleyen bir çift...Daha önce Özgürlük Aşıkları kitabında da ne kadar ilişkilerine dair fikir edinmiş olsam da tekrar tekrar okumakla onlara ve hayata dair yine aynı heyecanı ve ışığı yaşıyorum...Umudumu kaybetmeden bakıyorum.
Son İnsan - Maurice Blanchot
birinden bahsediyor gibi ama değil, kendinden bahsediyor gibi o da değil, çok çok fena bir kopukluk var ama illa ki o da değil. monolog türünde kafa kopartıcı bir kitaptı benim için...
Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku -İlhami Algör
Bazı adamlar vardır neyse odur. saklamaz, gizlemez, farklı görünmeye çalışmaz cidden öyledir. Onun öyle olduğunu bilirsin -de işte sana davranışının aynı kalmayacağını düşünürsün. O adamın bir şey aradığını ve o aradığının da senmişsin gibi davrandığını sanıyorsundur. Bu sanrı ilişki boyunca sürer ve bir gün iyi bir gün kötü gelip geçer. Süreklilik o adamın kendisinin esas aldığı bir şey olmadığı için ruh hali git geller yaşamaktadır. Kendini o üç beş güzel anıyla aylarını geçirmiş bulursun. Onun için daha iyi ya da daha kötü olmasının bir anlamı yoktur. Bu başından beri böyledir de sen inanmamakta direnirsin. İlişkinin odak noktası olmak onun sanki hiç de müdahale etmediği bir şeymişcesine ortada durur. Niye bunları yazdım? Aslında kitabı yazmadım ama işte bunları yazdım.
Dikiş Nakış - Marjane Satrapi
Güzel bir sabah okuması, arkadaş sohbeti kitabı. Persepolis'in yazar-çizerinden yine çok iyi bir çizgi roman. Kadın kadına sohbetler en samimisinden. İran'da yaşayan bir grup kadının bir semaver başı sohbetiyle başlayan ve çok tanıdık gelecek eleştirel hikayeleriyle alıp götüren bir kara mizah kitabı.
Doğu Batı Düşünce Dergisi Sayı: 56 - Psikanaliz Dersleri
Doğu Batı Dergisi'nden okuduğum ilk ve tek sayıdır -ki başlığıdır okuma sebebim. Tanımadığım pek çok psikanlzicinin ismini duydum bu sayıda. (Melanie Klein, Julia Kristeva, Winnicott...) Bu isimlerin eserlerinin çevirilerini yapan akademisyenlerden (çoğu akademisyen bu da dergiye çok resmi bir hava kazandırıyor, Cogito'yu öyle görmüyordum) yazılar, makaleler vardı. Oldukça farklı açılardan (yazarlar üzerinden, sinemadan, tyatrodan, narsizm ve rüyalar açısından) psikanliz yorumları toplaması denilebilir. Dergiyi okuyunca Freud'un Düş Yorumları kitabını mutlaka okumam grektiğini ve Freud'dan Lacan'a Psikanaliz kitabıyla giriş yapıp, Lacan okuması yapmanın artık zamanının geldiğini hissettim. Bu sayıda daha Freudyen bir yaklaşım benimsenmiş olup, Lacan'cı tutumun yalanlandığı açıklıkla görülebiliyor. Bu durumu sorgulayarak yaklaşıyor ve bilmek için okumalar yapmam gerekiyor diyorum.
Anais Nin'le Konuşmalar - Wendy M. Dubow
Otobiyografi okumayı seviyorum. Fakat yayın dünyasında bu türde oldukça kısıtlı kaynak var. Bu tadı biraz biraz mektup okumaları ile dönüştürebilmiştim uzun zamandır. Şimi ise röportaj / söyleşi kitaplarının da aslında bu tadı verdiğini Anais Nin’in söyleşilerinden derlenen Anais Nin ile Konuşmalar kitabında fark ettim.
Anais Nin, yaşadığı dönem çeşitli romanları ile ön plana çıksa da sonrasında günlüklerini yayınlayarak büyük bir cesaret örneği göstermiş ve okuyucu kitlesini genişletmiş bir yazar. Günlükleri toplamda 6 cilt olup Türkçe çeviri bulunmamakta. Yayınlandığı dönem günlükleri okumak için merakla bekleyen bir kitlesi varmış. Üstelik Anais kendisine yazılan her okuyucu mektubunu da yanıtlamak için ayrıca mesai harcarmış.Farklı kişilerin yaptığı söyleşileri olduğu kitapta bazen aynı sorunun tekrarına da düşülse de daha derinlikli ve farklı sorular da mevcut.
Birçok feminist örgütlenme bunu kabul etmese de Anais Nin aslında bir feminist. Bakış açısı erkeklere düşmanlıkla elde edilecek bir kazanımın olmayacağı, özgürlüklerin bir devrimin hayaliyle değil de kişisel alanlarda yapılan değişim ve dönüşümlerle gerçekleşeceğine dair inancı ile pekişiyor. Bunu ben kendi kelimelerimle şöyle anlatabilirim; aslında kazanılması ya da vurgulanması gereken bir özgürlük ya da eşitlik yok. Bu zaten varmış gibi yaşadığında kimseden böyle bir talepte bulunmak zorunda olmamak asıl özgürlük oluyor. Kimsenin onayına ihtiyacın olmayan bir özgürlük ve eşitlik nidası gibi düşünün. Bu bence örgütlü mücadele içindekileri çok kızdıracak ama bir yandan da örgütlü olmayan bireysel mücadele veren benim gibi kadınlar için oldukça mantıklı. Anais Nin’in bu tutumunu daha evvel yaptığım okumalarımda da çok sevmiş ve kendi hayatımda hayata geçirmeye başlamıştım bile. Kaldı ki örgütlü mücadelenin neden gerekli olduğunu da anlayabiliyorum. Söz hakkı sahibi olamayan, sesini kimseye duyuramayan, kapana kısılmış kadınlar için senin bazı adalet mekanizmalarını dürtmen, onlar için çeşitli yaptırımların getirilmesini ve güven çemberinin oluşmasını istemen var özünde. Anais bunlardan belki de hiç söz etmediği için dışlanmış olabilir. Ama ben iki bakış açısını da anlamlı buluyorum. Anais’inkini kendime yakın görüyorum diyeyim.
Söyleşiler kitabını okurken Anais ile uzun uzun sohbet etmişim ve onu tanımak için başka soru kalmayacak kadar derin bir muhabbete girmişim gibi hissettim. Mektup okuması yapmak için bölünebilir ve her an araya bir şeylerin girebileceği bir hastane odasında söyleşi kitabı okumak da oldukça rahattı. Bunu da kenara not ettim. Bundan böyle söyleşi kitaplarına da bakınacağım.
Şimdi ve Burada - Mektuplar 2008-2011 - Paul Auster , J.M. Coetzee
Şimdi ve Burada (2008-2011)
#PaulAuster #Coetzee yazışmalarından oluşan bir kitap. Mektup adıyla geçse de aslında yıl itibariyle e-posta yazıyorlar birbirlerine. Hatta eşleri e-postaları çıktı alıp getiriyor ve bazen okumayı unutan eş sebebiyle gecikmelerden söz ediliyor. Yazarların bir noktadan sonra geç yazdım özür dilerim'leri siliniyor. E-posta olmasının getirdiği rahatlıkla yazışma bir muhabbet gibi sürdürülebilir hale geliyor. Şu değinine şunu ekleyebilirim, bahsettiğin şu konuda ben şöyle düşünüyorum, sana katılıyorum gibi argümanlarla ilerliyor. Hep bir buluşma planı yapılıp buluşulamaması da çok günümüze yakın bir insan ilişkisi tutumu. Mektup okumaları yapmayı daha bölünebilir zamanlar geçirdiğim yerlerde olduğumda tercih ediyorum. Bu okumanın sürdürülebilirği için önemli benim için..Bu kitap da bana deniz kenarında ve hastane odasında eşlik etti. İki zıt gibi göŕünen alan birbirlerinin anısını boşalttığı ve tamamladığı için güzeldi. İki yazarın birbiri ile spontane yazışmalarını okumak için ideal kitap. Daha fazlası değildi.Bağlanma: Aşkı Bulmanın ve Korumanın Bilimsel Yolları - Amir Levine , Rachel S.F. Heller
Kitabı benim bağlılık ve bağımlılık üzerine kafa yorduğum bir dönemde okudum. Kitapçı'yı sahiplendiğimden bu yana kaybetme korkumla yüzleştiğim ve bağımlı olmaktan kaçtığım her şeyle yüzleştim. Aslında sağlıklı bir bağ kurmakla, pamuk ipliğine bağlı olmak arasında gidip gelmek; bağlanmaktan kaçınmak, bağımlılıktan korkmak var serde. Birçoğumuzun belki farkında olmadan sürüklendiği haller işte. Kitap, üç farklı kişi tipi üzerinde duruyor. Kaçıngan, kaygılı ve güvenli bağlanma modelini tercih eden kişiler. Bu modellerden herhangi birini tercih edenler diğerinin durumunu tetikleyebiliyor. Durumun farkında olan bir taraf olursa daha az hasarla ya dönüşüyor ya da ilişki sonlanıyor. Güvenli bağlanma varılabilecek en üst mertebe gibi, fakat buna gelene dek yaşanan tecrübeler kişiyi güvenli alandan uzaklaştırabiliyor. Etkin iletişim, ihtiyaçların analizi, istenilen bağlanma türü ve kendi davranışlarını iyi okumakla aşılabilecek bazı duvarlar var anladığım kadarı ile. Ve açık, samimi neyse onun gibi olma hali de kişinin kendini ve çevresindekileri yanıltmaması için anahtar bir durum. Belki benim okumalarıma göre fazla popüler psikoloji alanında yazılmış bir kitap gibi başladıysa da, sonrasında somut örnekleriyle aklımda bu üç modele dair çok net bazı davranış kalıpları oluşturmama yaradı diyebilirim.
İçeriksiz Adam - Giorgio Agamben
İtalyan düşünür Agamben'den ilk kez bir kitap okuyorum. Sanata, insanın ruhuna dokunmalarına ve dönüşümüne değiniyor. Nietzsche'den, Heideger'e, Walter Benjamin'e ve Kant'a uzanan bir yelpaze ile alıntılar yaparak yorumluyor. Varolmanın sürdüğü müddetçe sanatın kitsch olma kaçınmalarına ne kadar dayanabileceği üzerine değiniyor.
Bekleyiş ve umut - Eugenio Borgna
Bekleyiş ve umut kitabı benim bir sağlık problemiyle debelendiğim şu günlerde bana oldukça iyi gelen bir kitap oldu. Beklemek ve umut etmek üstüne, özellikle de umut üstüne tam da benim psikolojimi tüm detaylarıyla aktaran, anlaşıldığımı hissetttiğim bir bibliyoterapi okuması oldu diyebilirim.
Özgürlük yoksunluğu durumunda, içsel serbestliğin engellere takıldığı bir yerlerde umut ve umutsuzluk başa baş seyir halinde olabiliyor çoğu kez. Sizin hangisinin peşine takılacağınız -bence- tercih meselesi olarak ortada duruyor. Kierkegaard'ın deyimiyle ölümcül olan umutsuzluğa mı, yoksa sizin hayattaki dur noktası olmayan deneyimlerin, sonsuz değişikliğine, dönüşümüne ortak olmaya, buna inanmanıza yarayacak umuda mı kapılmak tercihiniz olurdu? Kimi zaman kendimi olumsuzluk girdabından iterek, dönerek çıkardığımı kabul ediyor, iyi ki umut var diyorum. Kendi özgün yöntemlerimizi keşfetmeye açık olmamız şart. Bugün hastalık olur, yarın bir başka şey. Benim yöntemim bibliyoterapi ve sıklıkla doğayı anımsamak oldu. Hani o dolan, taşan, akan, yıkılan, kök salan, uçuşan, sisle kaplanan ama ardından bir ışık topu gibi güneşini parlatan, her koşulda devam eden doğa... Bu kitapla karşılaştıysanız siz size iyi gelen rehberinizi kısa sürede bulursunuz umuyorun. Hissettiğiniz her duyguyla yüzleşmeniz gerektiğini hatırlatan, umudun ve umutsuzluğun girdabındayken, size kelime kelime ulaşıp yaranızı kanatıp kabuğunu da sarmanıza yardımcı olan bir kitap diyebilirim.kürklü venüs - Leopold von Sacher-Masoch
Mazoşizmin isim babası Leopold Sacher-Masoch, sorunlu sevme biçimiyle karşımızda... Ana ekseni, bir kadının kendisine fiziksel ve psikolojik eziyet çektirerek köleleştirmesi ve bundan haz alan bir karakteri oluşturuyor. Eziyet olmazsa taşlar yerine oturmuyor, özünde acı ve ilgi yan yana duruyor. Tüm bunlar doğruymuşçasına ahlaki temelde aldatılmak karakteri oldukça yaralıyor. Yarattığı "sahte tanrı" olan "Kürklü Venüs" nasıl da hayattaki şiddet içeren sevme biçimlerine göndermeler taşıyordu. Kuralların, sözleşmelerin altına sığınılan; ya benimsin ya da kara toprağın durumuna çok yakın, öldüren, inciten, zayıflatan, kam emen sevginin; hiç sevilmemiş birinin gözünde anlam bulması..."Sevin beni" son sözleri ile hayata veda etmiş yazar. Bu da aslında en çok neye ihtiyacı olduğunu açıklıyor bize...
Sonsözde, Deleuze, benim de çok öncesinde okuduğum sadizmin isim babası Marquez de Sade ile karşılaştırmasını yapmış. Sade'ın kural tanımazlığı karşısında Masoch'un kural seviciliğini, yönetim sistemleri üzerinden açıklamış. Ayrıntı Yayınları'nın bu kıymetli metni de kitaba dahil etmesi çok iyiydi.Son olarak kitabı okumaya başladığım zamanla Kitapçı'yı(evet o bir kedi) sahiplenmem aynı zamana denk geldi. Kitapçı'ya bazı durumlarda yapmaması gereken şeyler için -vicdanım sızlayarak- kızmak zorunda kalıyorum. Benim kızmamdan üç dakika sonra gelip kendini sevdirmesi, hatta sadece kızma sonrası bile değil,normal bir vakitte bir anda gelip elimi yalayıp kafasını okşatması, "sev beni" demesi o kadar hoşuma gidiyor ki.. Keşke sevgi ihtiyacımızı bu kadar net ifade edebilsek diye düşünürken buldum kendimi. Kimbilir Masoch da sevilmek istediğini önce kendisi anlasa ve etrafındakilere net bir şekilde ifade edebilseydi, bulduğu ilgi kırıntılarını bu denli sapkın ve sorunlu sevmelere dönüştürmezdi, öyle değil mi?
Yasemin Adam - Unica Zürn
Unica Zürn, Henry Michaux ile 1957 yılında tanışması sonrası Yasemin Adam ile tanışmış olmanın hazzıyla mucizevi bir yola girer. Ailesi ile ilgili problemlerin altyapısı ile şizofrenisi ise 1960 yılında ortaya çıkmaya başlar. Yasemin Adam kitabı Michaux'tan olduğu kadar Hans Bellmer'den de ilhamını alıyor çokca... Yayınevinin Tezer Özlü'ye benzettiği Unica, otomatik metinleri ve yarı otobiyografik anlatısıyla tam bir sürrealist olması sebebiyle hayatını intihar ederek sonlandırması ve umutsuz cümleleri dışında dil bakımından hiç de benzemiyor. Kütüphanede daha evvel Kara Bahar kitabını kataloglarken keşfettiğim bu yazar meğerse Hans Bellmer'i araştırırken de birlikte yaptıkları çalışmalar ve yakın ilişkileriyle de karşıma çıkacakmış. Kara Bahar'ı bir anda içine çekilmişim gibi okumaya başlamış, akşama eve götürüp bitirmiştim. Sonrasında ise kitaplığımın nadide köşesine birlikte yaşamak üzere alıp koymuştum. Şimdi ise Yasemin Adam'ı okuduğumda iki kitabı tek baskı da görebilir ve o kopuk metinleri bir araya getirebilirmişiz gibi geliyor. Sanki kafamızı tekrar tekrar bulandırıp, çakıl taşlarının elmas olmadığı gerçeği ile hayatımızın tek gerçeğinin bir zihin akışı olmasına izin verebilirmişiz gibi geliyor.
Dedalus yayınevi, bazı çeviri notlarını parantez içinde çeviri notu olduğunu belirtmeden vermişti. Bu çok can sıkıcı ve akışı bozan bir şeydi. Biraz karamsar havası olsa da Unica ile birkaç saat geçirmeye değerdi elbette..."Burada kainatı ölüm döşeğinde görüyorsun. Ölüm döşeğinde öyle yaşlı, öyle cinsiyetsiz ki, kadın ya da erkek olarak tanımlanamıyor. Sadece "o" diye ifade ediliyor. Böyle bir şeyi daha önce hiç göememişti. Kolundan şişeye giden bir hortum ve şişeden damla damla evrenin damarlarına berrak bir sıvı boşalıyor. Ah! Evreni damla damla hayatta tutmaya çalışan şu insanlar! Evrenin başı beyazbir yumruktan büyük değil gibi görünüyor.
Ama evren nasıl olmuşta insanların eline geçmişti? Sanki insanların yardımına ihtiyacı var da! Hata, yanılgı!"
Duyguların Gücü - Nancy J. Chodorow
Yazar " kişisel psikodinamik anlamların genelde kültür, dil ve söylem kadar anlamın temelini oluşturduğu ve duyguların gücüyle yaratılan kişisel anlamın insan yaşamının merkezi olduğu"nu açıklıyor.
Kitabın seyri birçok psikanalist ve antropologun görüşlerini ele alarak ilerliyor.
Oldukça keyifli bir okumaydı.
Gündüz Güzeli - Joseph Kessel
Facebook bana diyor ki; beş yıl önce tam da bugün izlediğin dört filmin ikisi Luis Bunuel'in. Viridiana ve Simon of desert. Belle de jour da yakın zamanında izlenmiştir kesin, ama film hala aklımda ayrı güzel,kitabı ise daha daha güzel. Pek bir kararsızım. En güzeli yarıştırmamak galiba..Kitaptan film yapmayı inekten bulyon yapmaya benzeten kimdi unuttum ama bu gündüz güzeli için geçerli değil. Tüm gün severine'ye yüz sürüp psikanalize tekrar tekrar aşık olabilirsiniz.
1927 yılında yazılmasına mı şaşıralım, yoksa bir kadının iç dünyasına hele de konu cinsellik ve arzu olduğunda bu kadar önyargısız ve naif bir şekilde bir erkeğin anlatabilmesine mi bilmiyorum. Kendinizi Severine'in yerinde sıklıkla hissedeceğiniz ve zaman yaratabilirseniz iki günde bitirebileceğiniz bir kitap..