"Kaplumbağalar da uçar!"

"Ev sanki geçmiş yüzyıllara uzanan büyük, suskun bir ailenin üyeleriyle dolu. Orada, ikinci kişiliğimle yaşıyorum ve yaşamı geniş anlamıyla, bir var olan bir yok olan bir şey olarak algılıyorum."

-Carl Gustav Jung-

20080723

Genç Werther'in Acıları - Goethe


Goethe'nin 18. yy'da yazmış olduğu bu kitap Almanya'da Romantizm adına yazılmış ilk mektup-roman olarak anılmaktadır. Kitabın döneminde gençliği etkisi altına aldığı ve birçok intihara sebep olduğu, hatta Werther'in giydiği mavi frak, sarı yelek v çizmelerin döneminde moda yarattığı, Napoleon'un bile bu kitabı sürekli yanında taşıdığı söyleniyor. Bunlar benim kitabı fark etmeme sebep olan unsurlardan birkaçı. Keza tüm bunlar kitabı övmekten öte, kitabın aslını okuyan bana da hissettirilesi şeylerdi. Biraz geriye dönüp o dönemi düşündüğünüzde, bu tür bir romanın "iz bırakmadan" rafa kaldırılması imkansız...

Tek kelime ile "aşık" denilebilecek bir insanın barındırdığı tüm duygulanımları barındıran ve hayali arkadaşı Wilhelm'e yazarak içini boşaltan Werther, romanı 1772 tarihinde bir baloda tanıştığı Charlotte Buff'a olan aşkından esinlenerek oluşturmuştur. Charlotte da tıpkı romandaki gibi başka biriyle evlenmek üzere olan bir kızdır ve Goethe ona olan aşkını uzun yıllar içinde barındırmıştır. Hatta bunun daha ayrıntılı açıklamasını Kendi Hayatımda Şiir ve Gerçek kitabında şöyle itiraf etmiştir:
" Beni sevindiren, acı veren ya da ilgimi çeken her olayı imgeye, bir şiire dönüştürme ve böylelikle olaylarla arama mesafe koyma huyumdan ömrüm boyu vazgeçmedim. Bu nedenle de bildiğiniz yapıtlarımın tümü büyük itirafın parçacıklarıdır."

Goethe, Werther olarak öyle içli bir anlatım oluşturmuştur ki, çekilen acının her demi okuyucuya aktarılmakta içinde gözyaşı tomurcuklarını da barındırmaktadır.

Kolera Günlerinde Aşk (Gabriel García Márquez/1985) kitabının film çevirisini yakın bir dönemde izlemiş ve karşılıksız aşkın işlenişine hayran kalmıştım. Bir başkası tarafından çılgınca sevildiğini bilen bir kadının portresini ayrı bir hayranlıkla izlemiştim cinsiyetim gereği. Genç Werther'in Acıları(Goethe/1774) kitabının bu kitaptan daha evvel yazıldığı düşünülürse çok daha değer verilmesi gerektiği ortada...

Okuyucuyu 25 yaşında 3 aylık bir süre zarfında oluşturduğu bu karakter Werther'le özdeşleşmeye çağıran Goethe, oluşturduğu kurgu neticesinde kitabın yayınlanma sürecini ve Werther'in kendi ağzından an ve an ölüm kararını, etrafındakileirn yaptıklarını ve sanki gerçek bir olaymış izlenimi verircesine cenaze törenini dahi vermekte. Kişisel ve toplumsal varlığının arasındaki çatışmayı ve bireysel tutkusunun toplumsal sorumluluk üstüne yansımasını, çatışmalarını bizlere gerçekci bir dil ile aktarmaktadır. Bir gün nefret ederken diğer gün gerçek sevgisinin coşkusunu bizlere ironi yoluyla ama bunun dahi farkında olduğunu sezdirerek oluşturmuştur. Mektup arkadaşı Wilhelm'e de bunu sıklıkla vurgulayan Goethe içinde olduğu aşkın belki de en acı ama en kurtulası yolunu seçmiştir.

Beni oldukça derinden etkilemiş olan bu mektup-romanı tekrar okumak çok çok büyük bir keyifti, o keyfi yaşamış insanları burada görebilmek dileğimdir...

...

3 yorum:

Sokak Lambası dedi ki...

Paltonik takılmak çok tuhaf, platonik lafıyla sınırlandırılamayacak kadar büyük. O kadar büyük ki, saplantıya çeviriyor ileriki safhalarda.
Bağlanmak, saplanıp kalmak kötü elbette; ama işte böyle sayfalar, hatta kitaplar yazdırması da ne gizemli, ne hoş! Hassas olarak nitelendirebileceğimiz kimselerin karşılık bulamayan aşkları ölümsüz oluyor dersek büyük laf mı etmiş oluruz?
Film kardeşliğimiz sayesinde "Kolera Günlerinde Aşk" ı ben de izledim.
"Yanılsamaydı"
Yanılsama olmayan ne var ki? Her şey varla yok arası değil mi?

Beytepe Kaplumbağası (Yasemin Şahin) dedi ki...

Açıkcası platonik aşka tutulmayan yoktur. Ben hala Hakan Günday'a olan aşkımla bilinirim. Ya da Oğuz Atay son zamanlarda... (Sokak Lambası sayesinde keşfettiğim adam)

Bunun dışındaki platonik aşklar "saplantı" modundan çıktığı anda o kadar aptalca gelirki insana..O kadar boşuna zaman kaybetmişim der ki insan. Ama yapacak hiçbir şey yoktur. Gösterecek kimse de yoktur insanın kendinden başka..

Yanılsama olduğu için kendimizden başkası göremez. Biz yaratır, biz oynarız. Biz yaşarız. Ama o kadar severken aslında kendimizden nefret ederiz, haberimiz olmaz. Ya da olur?

###ÜZN### dedi ki...

Aşkın en güzel halidir belki platonik olanı. Hatta öyle olur ki, karşılıksız aşklar bile platonik birer aşk halini alırlar zaman içerisinde. (Zaman her şeye deva değildirin ispatıdır bu da;))Aşka dair her şeyi barındıran bir ruh hali. Acısı, sevinci, hüznü, bağlılığı...

Evet, çok zaman platonik aşk için saplantı denir. Ancak saplantı ifadesi, bu kadar güzel ve yüce bir duygu için biraz siyah bir ifadedir bence. Ve eğer karşılıksız sevebiliyorsan, uzaktan sevmekle yetinebiliyorsan, işte o zaman gerçek bir aşıksındır.

Yorum Gönder

Related Posts with Thumbnails
haberler haberler