"Kaplumbağalar da uçar!"

"Ev sanki geçmiş yüzyıllara uzanan büyük, suskun bir ailenin üyeleriyle dolu. Orada, ikinci kişiliğimle yaşıyorum ve yaşamı geniş anlamıyla, bir var olan bir yok olan bir şey olarak algılıyorum."

-Carl Gustav Jung-

20080723

Tutunamayanlar - Oğuz Atay


Tutunamayan:
(Disconnectus Erectus)
"Beceriksiz ve korkak bir hayvandır. İnsan boyunda olanları bile vardır. İlk bakışta, dış görünüşüyle, insana benzer. Yalnız, pençeleri ve özellikle tırnakları çok zayıftır. Dik arazide, yokuş yukarı hiç tutunamaz. Yokuş aşağı kayarak iner. (Bu arada sık sık düşer.) Tüyleri yok denecek kadar azdır. Gözleri çok büyük olmakla birlikte, görme duygusu zayıftır. Bu nedenle tehlikeyi uzaktan göremez."



Belki biyografiler içinde bigoyrafi denilebilir. Başlangıcı zor bir yolculuktu. Tutunamayanlara kitabına tutunmak, tüm tutunamayanları selamlayıp tutunacak birkaç dal bulup dışarıya kendini atmak. Kısacası kitabı bitirmek zor oldu. Zaten Turgut'un da ima ettiği şey Tutunamayanlar'ın öyküsünün hiç bitmeyeceği değil miydi? Belki kitabı bitirince gözleri kendimize daha çok çevirip ne çok tutunamayanlar listesine geçecek vukuatımız var, bir inceleyiveririz. Selim'in listesine eklemediği Turgut gibi biz de kendi kendimizi listeye ekleyecek hayatımızı şekillendirecek(!) bir düzensizlik bulur, ona tutunuruz.

Ya da gerçekten hayatımızdan menunuzdur bunu bir kitap olarak akıllara kazır, rafa kaldırırız. Zor olanı ikincisi bunu itiraf etmek gerekli!

Hayat hiçbir zaman düzenli bir şekilde çok güzel ya da düzenli bir şekilde çok dipte yol almamakta. Tutunamadığımız pek çok an akıllarda çivi gibi kazınmakta. O anların her birinin ölüm gibi bir dürtüyle gün yüzüne çıkma hali bizleri kalanlar - gidenler, iyiler - kötüler mevzusunda çetele tutmaya zorlamakta. Bu kitabın intihar etmiş Selim'in ardında bıraktığı bir mektup neticesi arkadaşı Turgut'un onun hayatının profilini "başkaları" içerisinden çekip çıkartmaya çalışırken aslında ne denli kendini görmeye çalıştığının anlatımı yatıyor. Bizlere aktarılırken cümle parçacıklarının bazen ağır toplara dönüştüğüne, bazen de ufo görmüşcesine merakla ne olduğunu anlamaya çalıştığımız anların tek tek zihnimize kazındığına şahit oluyoruz. Kitabın ilk 100 sayfası karın ağrısıyla geçerken ve şizofrenik hallerini alıp etiket gibi yapıştırmaya ihtiyaç duyduğumuz Turgut'un kendince konuşmaları ve ölmüş olduğunu anlattığı arkadaşının ona verdiği cevapları bir türlü anlamlandırmamak kitabın ilerleyişini bir süre duraklattı. ama sonradan başka başka hayatlara yüzümüzü çeviren Oğuz Atay bir katakule neticesi o bunalımdan çıkarıp noktasız virgülsüz tüm imla kurallarının ihmali söz konusu olan bir 100 sayfalık serüvenin tam ortasına bıraktı kitabı yeni bir sayafya geçince değil bırakmak cümlelerin noktaya virgüle ihtiyaç duymadan nasıl da kendine sahip çıktığını hala şaşkın olan bana gösterdi sonrasında gelen selimin onlarca sayfalık mektubu sevgisini ve belki de hiç olmayan hastalığının kendini nasıl da hayattan men ettiğinin anlatımı oldukça duraksattı...

Durmak lazım.
Oğuz Atay'ın bu 700 küsür sayfalık romanını okumak lazım.
Anlatmamak ve merak ettirmek lazım.
Tutunamayanların bitmeyen öyküsünü başka bir tutunmayandan dinlemek lazım.



1 yorum:

Sokak Lambası dedi ki...

Off tospağa, hassas noktama değdi kalemin, ben bu adamı severim, çok severim...

Yorum Gönder

Related Posts with Thumbnails
haberler haberler